Kötü Türk: "Müjde" filmi üzerine bir kritik
Kötü Türk: "Müjde" filmi üzerine bir kritik
"Filmi izleyip ‘Bu film Türklüğe hakaret!’ ‘Bu filme dava açalım’ gibi yüksek sesli eleştiriler de gördüm. Bu kadar kırılgan olmaya gerek yok. Bu film Türklüğe değil, akla hakaret. Nedenlerini bir iki sahnede anlatacağım."

Türkiye siyasetinin her alanını kaplamış bir "sığınmacı" meselesi var. Türk halkının ezici bir çoğunluğu seçimler yaklaşırken iktidarı da muhalefeti de bu konuda tavır almaya çağırıyor. Böyle bir ortamda film yayınlama platformu Mubi’de "Müjde" isimli bir film yayınlandı. (Mubi’yi sinemasever herkese öneririm, bağımsız sinemayı, festival filmlerini oradan bulabilirsiniz, öneriyorum!) Film Suriyeli sığınmacı ve orta yaşlı bunalımındaki bir Türk kadını arasındaki "aşkı" anlatıyor, 50 dakika süren orta metraj bir film. Filmin senaristi ve yönetmeni Alphan Eşeli, başrol oyuncusu ise Lale Mansur. Tabii başrol oyuncusu Lale Mansur olunca Mansur’un Çözüm Süreci dönemindeki "akil insanlar heyeti"nde yer alışı, Fethullahilerin AKP ile birlikte yürüttükleri Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını televizyonlarda hırsla destekleyişi herkesin hatırına geldi.

Lale Mansur’a geçmişte desteklediği ve şimdi toplumun neredeyse hiçbir kesimi tarafından destek bulmayan siyasi kararları yüzünden gösterilen tepki linçe dönüşmediği sürece iyi bir şey çünkü toplum hafızasının gücü kolektif bir eleştiri imkânı yaratıyor, unutmamak çoğu kez iyidir. Önemli olan düşünme ve ifade özgürlüğünü kısıtlamadan bu eleştirileri gerekçeli ve makul yöntemlerle dile getirmek.

Biz tekrar filme dönelim.

Filmi izleyip "Bu film Türklüğe hakaret!", "Bu filme dava açalım" gibi yüksek sesli eleştiriler de gördüm. Bu kadar kırılgan olmaya gerek yok. Bu film Türklüğe değil, akla hakaret. Nedenlerini bir iki sahnede anlatacağım. Yönetmen ve senarist Alphan Eşeli film boyunca bizden, yani izleyiciden "empati" beklemiş. Bir yönetmenin buna hakkı olamaz mı? Olabilir, kaldı ki en temel insani duygular konusunda bizi düşündürmeyi istemesi fena fikir değil ama bunun için tercih ettiği yöntem berbat! Empati yapabilmek için gerçekliğe inanmamız, karakterin bizi buna sürüklemesi şart. Filmin açılış sahnesi bir müteahhit ile Müjde hanım arasında geçiyor. Anlıyoruz ki Müjde hanım şehrin iyi bir noktasında tek katlı evinde yaşıyor, orası da yeni bir konut projesi için uygun bir alan. Müteahhit (AKP rejiminin yarattığı favori tipleme) ile başlangıç bir düzen eleştirisi gibi duruyor, uyanık müteahhit, Müjde hanım tarafından şüpheyle sorgulanıyor. Müjde hanımın derdi müteahhitten daha fazla daire almak, pazarlıkta kalabilmek. Müteahhite "paragöz" dedikten sonra, müteahhit Müjde hanıma "Bizim dünya malında gözümüz olmaz" deyince Müjde hanım lafı yapıştırıyor: "Peki Allah için mi gökdelen dikiyorsunuz?" Peki bir sonraki sahne ne? Müjde hanım müteahhitle anlaşmış evini terk etmesi gerekiyor. Filmin daha başında Müjde hanımın ikiyüzlülüğüyle başlıyor. İkiyüzlü bir başrolümüz var, onu şimdiden "müjdeleyebilirim." E tabii şimdi Müjde hanımın taşınması gerekiyor, oğluyla telefonda konuşuyor ve nakliyeci ayarlayacağını söylüyor ama sonra ne oluyorsa sabah bir taksi tutup nakliyecisi olduğu halde izbe bir köprü altına "Suriyeli amele pazarına" gidiyor. Evet, Müjde hanım müteahhitle anlaştıktan sonra, ertesi gün kalkıyor ve amele pazarına evini taşıması için üç Suriyeli aramaya çıkıyor. Tekrar tekrar okuyup bir bağlam aramak istiyorsunuz değil mi? Ne oldu da Müjde hanım Suriyeli amele aramak istedi? Bu kadın bu konuda bir tavır sahibi miydi? Müjde hanım buna dair bir sinyal vermiş miydi? Bir şey soracağım; orta yaşlı, çevreden steril kalmış müstakil bir evde oturan, evinden ve kıyafetlerinden gayet korunaklı bir çevrede yaşadığı belli olan bir hanımefendi, taşınacağı gün kalkıp köprü altındaki Suriyelilerin amele pazarına gidip amele arar mı? Bunun bir gerçekliği var mı? Bu yönetmenin "zorlamasıdır", buna biz "kuklacılık" diyoruz sinema değil. Halbuki kurgulanan dünya bize "gerçekleri" anlatmak için kurgulanmıştı değil mi? Hikâye çarpıcı olsun diye, Müjde ille de bir Suriyeliye aşık olmak zorunda olduğu için hiçbir bağlamı olmayan sahne inşa edilmiş. İlk sahnede Müjde hanımın ikiyüzlülüğünden bahsetmiştik, bu sahnede Müjde hanım plastik bir hikâyeye başlıyor. Neyse, bu sahneyi de geçelim.

Hikâye bu: Müjde hanım gittiği amele pazarından bulduğu üç Suriyeli (Sayyid’e) içinden birisine aşık olur (orta yaş bunalımındadır ve ilgiye ihtiyacı vardır, belki biraz da adanmaya) ve olaylar gelişir. Gelişir diyorsam Alphan Bey bu konuda çok mahir gelişmese de olayları sonuca bağlayabiliyor. Müjde hanım hayırlısıyla bu üç Suriyeli’yi evine getiriyor ve ertesi günden yeni sahne açılıyor. Eşyalar taşınıyor, Türk nakliyeci arabasını getirmiş. Ameleler yoruluyor ve yemeğe ihtiyaçları var. Müjde hanım yemek hazırlamış, Suriyeli kardeşlerimiz yemeği yiyorlar ve elbette duacılar. Türk nakliyeci "yok ben almayayım" diyor ve yüzünü buruşturarak geç kahvaltı ettiğini söylüyor. Biraz sonra kapı çalıyor ve ikiyüzlü nakliyecimiz dışarıdan yemek söylemiş… Akabinde Müjde bir bakıyor ki Suriyeli Sayyid bulaşıkları yıkıyor… Müjde hanım Türk nakliyecinin ikiyüzlülüğünü ve Suriyeli Sayyid’in yardımseverliğini görüyor. Yönetmen tabii bu sırada mutlu, adeta müsamere tadındaki bu sekans devam ediyor, nakliyeci amelelere zulmetmeye devam ediyor, onlara arada bir "bunlar tembel, bunlar işte kaçar vs." diyor ve onları erkenden işe çağırmasına rağmen kendisi sabah gelemeyeceğini ifade ediyor Müjde hanıma… Tabii nakliyeci Türk kötülüğe devam ediyor. Ertesi gün Sayyid geç kalıyor ve sonra anlıyoruz ki bir kavgaya karışmış. Müjde hanımın kalbi dayanmıyor, merhametini ondan esirgemeden Sayyid’e pansuman yapıyor. Polise gittin mi diyor, Sayyid ise hayır biz buralarda bu muameleye alıştık diyor… Evet, henüz Suriyelilerin Türkiye’de gördüğü hiçbir iyiliğe rastlamadık, dikkat ettiniz mi Müjde hanım da dahil olmak üzere ikiyüzlü olmayan bir Türk’e de rastlamadık! Pansuman esnasında Sayyid ailesinin yok olduğunu bir tek kayıp erkek çocuğu olduğunu söylüyor, buradaki konuşmalar onları birbirine yaklaştırıyor.

Sıkıldınız mı bilmiyorum ama kötü Türklerin hikâyesi henüz bitmedi ki... Müjde hanım kadın dostlarıyla taşınma sonrası bir kafede buluşmaya gidiyor. Görünenden, kıyafetlerden anlayabileceğimiz üzere seküler/orta sınıf/modern tipler genelde. Onlara evini Suriyelilere taşıttığını söyleyince hepsi bir ağızdan, "Aa olur mu öyle şey? Şaka yapıyorsun! İyi cesaret eve Suriyelileri eve almışsın!" diyor. Sakallı, çarşaflı, genelde suça karışmış insanlar olarak tarif ediliyor Müjde hanımın arkadaşları tarafından. Bu arada buradaki tiplemeler gerçek, repliklere de diyecek bir şeyim yok. Neden biliyor musunuz? O tarif ettiğim sınıfın insanının tepkileri böyle olur, hiç de anormal bir şey değil bu. Anormal olan Müjde hanımın yaptığı, daha doğrusu Alphan Bey’in Müjde hanıma yaptırdığı…

Şöyle ifade edebilirim, film için konuşuyorum; masadakiler Müjde hanımdan çok daha gerçekler! Bir de film boyunca neden devamlı seküler, modern ve orta sınıf kimseler Suriyeliler konusunda itiraz ediyor? Halbuki biliyoruz ki Türkiye’nin neredeyse %80’i kamuoyu araştırmalarında sosyolojik fark gözetmeksizin Suriyeliler konusunda "gitsinler" tarafındalar. Karikatürize edilen bir sosyoloji var bu filmde. Gerçekte başörtülü ya da daha geleneksel pozisyondaki kimseler Suriyeliler kalsın mı diyor? Hiç sanmıyorum! Peki onlar nerede? Onlar yok çünkü Alphan Bey böyle göstermeyi tercih etmiş. Filmin sonuna doğru gelirken Müjde hanımla Sayyid artık aynı evde yaşıyor, Müjde hanım Suriyeliler içinden, sığınmacıların muhtaçlığını da kullanarak orta yaş bunalımını atlatmayı denemeye devam ediyor. Sayyid ise oğlunun yaşadığına dair bir haber alıyor, Müjde’ye bunu anlatıyor. Müjde ne yapabilirim Sayyid için diye düşünüp, cebine üç bin lira koyuyor. Sayyid paranın farkında olmadan evden ayrılıyor, Müjde hanım üzüntüden kalp krizi geçiriyor ama Sayyid evden çıkarken komşusu gördüğü için olay Sayyid’e kalıyor… Filmin sonunda ise Sayyid polis tarafından yakalanıyor, şubeye götürülürken Türk bayraklı çılgın bir kalabalık tarafından karşılanıyor ve şöyle sloganlar atılıyor: "Türkiye Türklerindir Türk’ün kalacak"

Alphan Eşeli bence muazzam bir iş yapmış. Filmin başından sonuna kadar plastik bir hikâyeyle ancak bu kadar art niyetli film yapılabilirdi. Filmde tek bir iyi Türk yok. Müteahhit, Müjde, Müjde’nin arkadaşları, nakliyeci, polisler, komşular; herkes hepsi kötü! Yok milliyetçilikten söylemiyorum, aklım böyle bir hikâyeyi kabul etmiyor. Alphan Bey bizden empati talep etmişti, bende ondan talip ediyorum. Suriyelileri yıllardır ağırlayan ve bundan dolayı sığınmacılarla büyük sorunlar yaşamayan Türk halkı hakkında hiç empati yaptı mı Alphan Bey? Müjde hanımın taksiye binerek gittiği köprü altı çevresinde yaşayan yoksul Türk halkıyla mesela? Müjde hanım plastik bir karakterdir, gerçekliği yoktur. Alphan Bey’in filmi gerçekten kötü bir filmdir, milliyetçilikten dolayı protesto edilmese de kötü bir filmdi, öyle hatırlanacak.

Etiketler
Gazeteci
İlgili Haberler