Kanun-i Esasi II. Abdülhamit’i Kurtarabildi mi?
Kanun-i Esasi II. Abdülhamit’i Kurtarabildi mi?
Milli çıkarlar yerine şahsi çıkarları peşinde koşan yöneticiler; ülkelerini çöküşe götürür.

SEMİH SAMYÜREK

Twitter: @semihsamyurek

İlk Osmanlı anayasası Kanun-i Esasi; 1876 yılında ilan edildi. Mithat Paşa ile özdeşleştirilen ve Mithat Paşa anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, son tahlilde II. Abdülhamit’in ürünüdür. Anayasa çalışmaları için kurulan komisyonun uzun uğraşları sonucu ortaya çıkan taslak metni, Tersane Konferansı’nın hemen öncesinde ele alan II. Abdülhamit, taslağı oldukça değiştirmişti. Anayasa Tersane Konferansına yetiştirilmek isteniyordu. Bunun nedeni, konferansta Osmanlı’yı sıkıştırmayı hedefleyen Rusya’ya cevap verebilmekti. Ruslar, Slav Ortodokslar (Sırplar) için otonomi istiyordu. Osmanlı ise anayasa aracılığıyla Slavlar’ı da kanun ile koruma altına alacağını anlatma derdindeydi. Mithat Paşa’nın bu düşüncelerle hızlandırmaya çalıştığı süreçten asıl faydalanan ise II. Abdülhamit oldu. Abisi V. Murat tahttan indirilirken yine başrolde O vardı. V. Murat’ın delirdiği uydurması bugün hala herkesin kabul ettiği bir durumdur. Oysa gerçek, II. Abdülhamit’in bir oyunundan ibarettir. Bu konunun ayrıntılarını merak edenler Niyazi Berkes’in Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı kitabını inceleyebilirler.

Tersane Konferansına günler kala taslak üzerinde yaptığı değişikliklerle anayasa komisyonuna zaman bırakmayan padişah, bu sayede kendi amaçlarına uygun bir anayasayı yürürlüğe sokmuş oldu. Bu nedenle Kanun-i Esasi’ye “mutlakiyetçi anasaya” dersek yanlış söylemiş olmayız. Nitekim anayasanın sonuçları da bu adlandırmanın ne kadar yerinde olduğunu gözler önüne seriyor.

Kanun-i Esasi’nin meşhur 113. Maddesine göre; padişah, polisin şüphe ederek soruşturmaya başladığı birini, herhangi bir mahkeme kararı olmadan yurtdışına sürgün edebilirdi. Bunun dışında, meclisin hemen hemen hiçbir yetkisi de bulunmuyordu. Meclis, ne bakanları ne padişahı denetleme yetkisine sahipti. Padişah meclisi tatil etme yetkisine sahipti. Ayrıca meclisin güvenoyu vermediği bir bakanı istediği kadar koltuğunda tutabilirdi. Ayrıca padişah meclise ve hiçbir kuruma karşı en ufak bir sorumluluk taşımıyordu. Bu ve benzer maddeler baştan aşağı mutlakiyetçi bir anayasaanın yürürlüğe konduğunu gösteriyor. Nitekim, 23 Aralık 1876’da ilan edilen Kanun-i Esasi’nin ardından Osmanlı’nın ilk meclisi 19 Mart 1877’de açılmış ve 13 Şubat 1878’e kadar yani yalnızca 11 ay açık kalmıştır. Ancak yukarıda belirttiğimiz üzere, II. Abdülhamit’in meclisi ‘tatil edişi’ yasaldı! 33 yıl sürecek olan istibdâd dönemi bu olayla ivme kazanmıştır. Hani şu; Mehmet Akif’in: “Ne mel'unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis'e!” diyecek kadar şikayet ve isyan ettiği istibdâd dönemi!

Kanun-i Esasi’nin gelişim sürecinden bahsetmemizin sebebi; aşağıda Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı analizde saklı.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı’nın yıkılış sürecine dair İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı bir analizinde, padişahların politikalarını uzun uzun anlattıktan sonra şu sonuca varır: “Bütün bu ef'al ve hareket tetkik olunursa, görülür ki, bu kudretli ve azametli padişahlar, siyaset-i hariciyelerini; emelleri, arzuları ve ihtiraslarına istinad ettirmişler ve teşkilat ve siyaset-i dahiliyelerini, bu mevlud-i ihtirasat olan siyaset-i hariciyelerine göre, tanzim mecburiyetinde kalmışlardır. Halbuki teşkilat-ı dahiliyenin, siyaset-i dahiliyenin vüs'at ve tahammül derecesinde bir siyaset-i hariciye takip eylemek mecburiyeti vardır. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktır.”

Atatürk’e göre; padişahlar dış ve iç politikalarını kendi arzu ve amaçlarına göre şekillendirmiştir. Yani: “Osmanlı tarihinde bütün gayretler, bütün mesai milletin arzusu, amali ve ihtiyacat-ı hakikiyesi nokta-i nazarından değil, şunun, bunun amalini, ihtirasatını tatmin nokta-i nazarından vuku bulmuştur.” Milli çıkarlar değil kişisel ihtiraslar ön plandaydı, diyor Atatürk. Bu cümleler bana iptal edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini hatırlatıyor. Bugün milletin ihtiyaç hakikatleri nedir? Uyduruk gerekçelerle seçimi yenilemek mi yoksa ekonomik krize çare bulmak mı?

Uyduruk gerekçeler dedik, evet. 212 sandıkta, kamu görevlisi olmayanların bulunduğu tespitiyle seçim yenilemek, hukuksuzluğun âlâsıdır. Üstelik bu sandıklarda Adalet ve Kalkınma adlı partinin adayı daha fazla oy aldığı halde. 212 sandıktaki şahıslar, kaçak yollardan sandık görevlisi olmadı. Bu kişileri sandık görevlisi yapan da YSK idi. Nitekim genellikle bankalardan istenen personeller olan bu kişiler 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinde de sandıkta görevliydiler.

Milli çıkarlar yerine şahsi çıkarları peşinde koşan yöneticiler; ülkelerini çöküşe götürür. II. Abdülhamit, dünyanın en gelişmiş telgraf ağını kurmuştu. Aynı zamanda muadillerinin kendiyle yarışamayacağı bir hafiyelik ağı vardı. Anayasayı yani Kanun-i Esasi’yi mutlakiyetçi bir anlayışta, kendi iktidarına hizmet edecek şekilde hazırlatmıştı. Fakat ne oldu? Ne hafiyeleri ne Kanun-i Esasi kendini kurtardı. Bilakis Vatan şairi Mehmet Akif’in ve nice aydının beddualarına maruz kaldı.

 

İlgili Haberler