Kanlı Nobel: Peter Handke ve Edebiyat Ödülü Meselesi
Kanlı Nobel: Peter Handke ve Edebiyat Ödülü Meselesi
Nobel Edebiyat Ödülü verilen Peter Handke, Bosna soykırımını inkâr eden bir Çetnik yanlısı. Olayın bütün detaylarını ve ünlü Boşnak yazar Faruk Şehiç ile görüşmemi kaleme aldım.

Nobel meselesininin başlangıcı...

Geçtiğimiz ekim ayında Bosna soykırımını reddeden; Miloşeviç'in, Karaciç'in ve Mladiç'in dostu Peter Handke'ye nobel verileceği açıklandı. Bosna - Hersek'ten ve Arnavutluk'tan tepkiler geldi. Miloşeviç'in 90'lardaki "dostlarından" Sırbistan'ın savunma bakanı Aleksandar Vulin ve elbette Bosnalı Sırplar ve Sırbistan'daki milliyetçiler dışında balkanlarda bu olayı sevinçle karşılayan birini bulmak zor olurdu. Srebrenitsa Anneleri'nin başkanı Munira Subaşiç, bu ödülün iptali için İsveç Akademisi'ne yazı yazarak bu ödülün utanç verici olduğunu söyledi. Sesini duyan olmadı. Arnavutluk başbakanı Edi Rama, "Nobel Ödülü yüzünden adeta kusmak isteyeceğimizi hiç düşünemezdik fakat utanmazlık, yaşadığımız dünyanın sıradan bir parçası hâline geldi." dedi, dünyadaki namuslu birkaç gazeteci dışında açıklamalar yankı bulmadı. Nihayet geçtiğimiz haftalarda komiteden 2 kişi istifa etti. Akademi yine vazgeçmedi. En sert açıklama Türkiye'den geldi. Önce Cumhurbaşkanlığı sonra Milli Savunma Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı derken bizzat Cumhurbaşkanı tarafından en sert açıklamalar yapıldı ve bu ifadeler dünya basınında geniş yer buldu.

Handke bir günah keçisi değil aşağılık bir çetnik sempatizanıdır. 

Handke'nin Türkçede "Tuna, Sava, Morava ve Drina'ya Yolculuk - ya da Sırbistan'a Adalet" başlığıyla bilinen ve1996'da Suddeutsche Zeitung'da yayınlanan makalesi (Türkçede kitap olarak da basılmış) çok yakın zamanda gözlerimizin önünde yaşanan tarihi olayları aklımızla alay edercesine reddediyor. Handke'ye göre Srebrenitsa'da soykırım ya da katliam yapılmamış , 4 yıl süren kanlı Saraybosna kuşatması Boşnaklar tarafından sergilenmiş bir oyunmuş (?). Ayrıca yine 1988'de Sırplar için ayağa kalk gibi sloganlarla Kosova Savaşında Sırp tarafının politik bir yanlısı olan yazar, Miloşeviç'in ve Srebrenitsa katili Ratko Mladiç'in de yakın dostu. NATO'nun 1999 yılında Sırbistan'a düzenlediği başarılı harekât sonrası Sırp televizyonlarında "Kosova için savaşan bir Sırp rahibi olmak isterdim" diyen Handke, Sırpların uğradığı kıyımı (?) Yahudilerin uğradığı kıyıma benzetmişti. Daha sonra Holokost mağdurlarını incittiği için bu ifadelerini geri almıştı. 

Handke'nin Miloşeviç yakınlığı enteresan boyutlardadır. Öyle ki Handke, Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesinde (ICTY) Miloşeviç lehine tanıklık yapmaya bile çalıştı. Avusturyalı romancının bir yazar mı yahut sıkı bir Çetnik savunucusu mu olduğu tartışmaya açık.

Yugoslavya, Sırbistan ve Miloşeviç için oradaymış.

Handke'nin yaptıkları bununla da sınırlı değil. Yazdıklarının üzerinden henüz 10 yıl geçmeden Miloşeviç'in cenazesinde konuşan yazar, "Yugoslavya, Sırbistan ve Miloşeviç için buradayım. Yugoslavya'ya, Sırbistan'a ve Miloşeviç'e yakınım." ifadelerini kullandığı için eleştirilmişti. Eleştirilere bir yargıç değil bir yazar olduğunu söyleyerek karşı çıkan Handke, "Çok Sırbistan aşığı sayılmam ama bir Yugoslavya aşığıyım ve en sevdiğim Avrupa ülkesinin yok oluşuna şahitlik etmek istedim, cenazede olmamın tek sebebi bu." ifadelerine yer vermişti. Salman Rüşdi ise o yıllarda Handke'yi "Yılın Moronu Ödülü"ne aday göstererek tepkisini ortaya koymuştu. O dönem Handke'nin inkârcılığı ve Çetnik sevdası, Avrupa'da ve entelektüeller arasında büyük bir tartışmaydı. Nitekim Nobel'i ve 1 milyon €'luk ödülü aldı. 2018 ödülü sahibi Olga Tokarzcuk ise gülümseyerek onunla aynı salonu paylaştı ve sahnede Handke'yi alkışladı. Okurlarını ve savaş mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattı. 

Ünlü Boşnak yazar ve savaş gazisi Faruk Şehiç'le görüştüm. İşin Bosna'daki yankılarını daha iyi anlamak için bazı sorular yönelttim. Boşnak entelektüeller çok daha öfkeli.

Şehiç'e konuyu ilk sorduğumda şöyle başladı:

FŞ: "Öğrendiğimde iğrenç hissettim öyle ki hiç kimse bizim derin yaralarımızı umursamıyor hatta bizler unutulmuşuz artık çünkü hep yeni savaşlar yeni krizler var ve sıradan insanlar bütün bu soykırım, katliam ve savaş suçları meselelerinden bunalmış durumda. İnsan fıtratında hassas olmama ve düşüncesizlik var fakat bu benim kendi acım, kendi travmam ve bunun unutulması meselesiyle savaşmam gerekiyor. Bosna'daki pek çok insan savaşı unutması gerektiğini çünkü bunun geçmişimizde kalan kötü bir hikâye olduğunu söylüyor. Hayır bu sadece kötü bir hikâye değil, hayatlarımızda, hafızamızda, bedenlerimizde gömülmüş bir şey bu. Savaş, bir neslin kolayca unutabileceği bir şey değil, bütün nesillere yayılacak bir şey ve bu ödül Bosna ya da Kosova'nın düzelmesine yardımcı olmayacak. Bu sadece taze yaraya tuz basmaktan başka bir şey değil."

AD: Bir savaş gazisi olarak yanıt vermeni isterim, bunun Bosna-Hersek'teki etkisi ne olur sence?

FŞ: "Tabii ki günlük yaşantımıza devam edeceğiz fakat şu anda biliyoruz ki düşmanlarımız çok, güçlü ve iyi organize olmuşlar. Handke'nin bir faşist olduğunu tabii ki bu mesele ortaya çıkmadan çok daha önce biliyordum. Peki ya Handke Holokost'u inkâr etseydi o zaman ne olurdu? Fakat o küçük bir korkak, mutsuz ve acınası biri. Çünkü herkes onu büyük (zira zaten savaş suçlularını överek büyük adam olamazsınız) bir yazar olarak değil, Avrupa'nın son beyaz faşisti Miloşeviç'in büyük hayranı olarak hatırlayacak. "

AD: Sence Bosnalılar bu işin peşini bırakır mı? Bu olayla ilişkili olarak Bosna'daki Avrupalı kimliğiyle ilgili hissiyat nasıl?

FŞ: "Bu işin peşini asla bırakamayız çünkü bu ülke asla Sırbistan'ın veya Hırvatistan'ın bir parçası olmayacak. Buna izin vermeyecek, bu ülkenin düşümesine müsaade etmeyecek sayıda insanımız var. Biz parçalanmaya müsait, boşta bekleyenbir ülke değiliz ve biz Avrupalı olduğumuzu ispat etmek zorunda da değiliz çünkü öyleyiz, sadece onlara göre 'yanlış bir din'e sahibiz. Sen kendini ateist ilan etsen dahi bir Sırp ya da Hırvat milliyetçisi seni her zaman 'Müslüman' olarak görecektir. Yani: Arch Enemy - Nemesis."

AD: En üst düzeyde, neredeyse bütün diplomasi kurumlarıyla açıklama yapan az ülkeden biri Türkiye idi. Hatta Reuf Bayroviç Erdoğan'ın Avrupa'ya moral üstünlüğü dersi verdiğini söyleyerek ileride Türkiye'nin balkanlardaki Müslüman topluluklar üzerindeki etkisini araştırırken bu açıklamaların hesaba katılması gerektiğini söyleyerek tıpkı soykırım zamanı olduğu gibi Avrupa'nın bugün de sessiz ve durgun olduğunu şimdi de sessizliği tercih ettiğini yazdı. Bu konuda ne dersin?

FŞ: "Türkiye'ye teşekkür ederim tabii ki. Avrupa sessiz olabilir ama ABD sessiz değildi. Biz Hitler'in bir zamanlar kale diye adlandırdığı Avrupa denen 'kale'nin dışında kalıyoruz. Hatta AB'nin Sırbistan'ı bizden önce üyeliğe kabul edeceğini düşünüyorum. Müslüman nüfusu yüksek ülkelerin kesinlikle AB üyesi olacağına inanmıyorum. Biz yeterince beyaz değiliz ve İslamofobi tıpkı 1930'lardaki antisemitizm gibi yükseliyor. Mesela Macron'un The Economist'te söylediklerini okursanız onunla Marine Le Pen arasında bir fark göremezsiniz. Le Pen de Macron da bizi Avrupa'ya ait görmüyor ve bizi problem olarak görüyorlar. Bence problem Avrupa'nın kendisidir, biz değil."

AD: Olga Tokarczuk'un sessizliğine ne dersin? Sence sessiz kalması ve törende Handke'yi alkışlaması bir anlamda onu onaylamak anlamına gelir mi?

FŞ: Tabii ki bir soykırım inkârcısının Olga tarafından gülümsemeyle karşılanmasını ve alkışlanmasını hayal kırıklığı olarak görüyorum. Ayrıca bu çok tuhaf, çünkü Olga'nın edebiyatı Handke'nin 1990'larda yazdığı her şeyin tam karşısında duruyor.

Sosyal Girişimci
İlgili Haberler