Kahvehaneler ve Sosyal Medyadan Yapay Zekâya
Kahvehaneler ve Sosyal Medyadan Yapay Zekâya
"Sosyal medya, insanlara 16. yüzyıldaki kahvehaneler gibi sivilleşmiş bir alan sundu. Bu alanla baş etmeye çalışmak devletler için hiç kolay olmadı, olmuyor da."

Ne oldu, nasıl oldu da yirmi birinci yüzyıl, bir sosyal medya çağı haline geldi? İnternetin keşfi ve yayılışından sonra, ilk sosyal medya mecralarının ortaya çıkışı 2000’li yılların başına rastlar. İnternetin ise nispeten daha eski bir tarihi olmakla birlikte, kamusal kullanıma açılması 1970’li yıllara dek uzanır. İnternet, doğuşundan kısa bir süre sonra sosyal medyayı doğurmuş ve bugün geldiğimiz noktada sosyal medyadan bağımsız düşünülemez hale gelmiştir. Öyle ki bugün sosyal medya kullanmayan kişiler garip karşılanıyor. Peki insanları hiçbir yaş, statü, cinsiyet vs farkı gözetmeden adeta bağımlı hale getiren sosyal medya, nasıl oldu da çağımızın “zeitgeist’i” haline geldi?

Kahvehane ve Sosyal Medya

Sorumuzu cevaplamak için tarihe dönmek faydalı olacaktır. Bugün yaşadığımız dönüşümü anlamak için 16. yüzyıla bakmaya çalışalım. İstanbul’a kahvehanelerin geldiği tarihten söz ediyorum. Arabistan coğrafyasında bilinen ve tüketilen kahvenin İstanbul’a geliş hikâyesi ve yarattığı etkiler üzerine, Milli Mecmua Dergisinin 11.sayısında Mustafa Acun’un nefis bir yazısı bulunuyor. Yazıyı okurken sosyal medyanın; 16. yüzyılda kahvehanelerin ortaya çıkardığı etkiye benzer bir etkiyi bugün ortaya çıkardığını fark ettim.

1550’li yılların başında Tahtakale’de açılan ilk kahvehanenin ardından hızlıca yayılarak kısa sürede yüzlerce adede ulaşan bu mecralar, başlangıçta sosyal statüleri yüksek kişileri ağırlarken, giderek düşkünlerin de uğrak mekânı olmaya başlamış. Sosyal medya mecraları da önce eğitim seviyesi yüksek ve dil bilen gençlere hitap ediyorken bugün okuma yazma bilen herkes aktif birer sosyal medya kullanıcısı olabiliyor. Her kesimden insanın geldiği kahvehanelerin sırrı ise, cami ve mahalle dışında insanların toplanabildikleri ilk sosyal alanlar olmasıydı. Cami’de Allah’ın kuralları, mahallede ise toplumsal ahlak kuralları tarafından çevrelenen insanlar, ilk kez kahvehanelerde serbestiyet bulmuş ve sivilleşmenin tohumları bu yolla atılmıştı. Kuralların dışına çıkılabilen, türlü eğlencelerle keyif sürülebilen bu mecralar, kurumsal devlet otoritesinden özerk kaldığı ölçüde siyasi alanda da birçok ciddi sonuç doğurmuştur. Uzun vadede kahvehanelerin toplumsal hareketliliğe nasıl katkıları olduğuna dair başka kaynaklar da temin edilebilir. Ancak benzer bir etkiyi bugün sosyal medyanın yerine getirdiği kuşkusuz bir gerçek. Arap baharı denilen toplumsal hareketliliklerin sosyal medyada örgütlendiğine dair birçok veri önümüzde duruyor. Türkiye’de de benzer bir şekilde Gezi Parkı olaylarının sosyal medya ile örgütlendiğini/genişlediğini söylemek mümkün.

Sosyal medya, insanlara 16. yüzyıldaki kahvehaneler gibi sivilleşmiş bir alan sundu. Bu alanla baş etmeye çalışmak devletler için hiç kolay olmadı, olmuyor da. Kimi devletler yüksek vergi cezaları kimileri ise erişim engelleri ile kontrol mekanizmalarını işletmeye çalışsa da bu alanda başarı sağlayan tek ülke herhalde Kuzey Kore.

Yukarıda değindiğimiz gibi kahvehaneler o dönem sadece siyasi görevler de üstenmemişti. Koca Sinan Paşa, kendisine iletilen kahvehane kapatma fermanına karşı verdiği cevapla ünlenmiştir: “Bunlara, bu halka bir eğlence yeri lazım, yoksa birbirinin etini yirler.” Mustafa Acun, bu alıntının dışında, yazısında bir minyatürü de inceleyerek, kahvehanelerin siyaset, kültür, eğlence gibi birçok alanda nasıl bir sosyalleşme imkanı ortaya çıkardığını başarılı bir şekilde ifade etmiş. Bu dönemde de sosyal medyanın benzer bir işlevi yerine getirdiğini görüyoruz.

Sözünü ettiğimiz tüm bu benzerlikler, tarihsel süreç içinde insanların kurumsal çerçeveler içinde kalmaktan sıkıldığına ve sürekli olarak bu çerçevenin dışına çıkıp “hava almak” ihtiyacı hissettiğine delalet ediyor. Kahvehanelerin; otoritenin sivil güçlerce sorgulanması, halkın devlet mekanizması karşısındaki pasif tutumunun değişmesi gibi faydaları olmakla birlikte toplumumuz için zararlı nüvelerinin olduğu da kuşkusuz bir başka gerçek olarak önümüzde duruyor. Denetimin azalması ya da ortadan kalkmasının; kumar gibi bazı alışkanlıkların kahvehanelerde yaygınlaşmasına neden olması gibi sosyal medyadaki denetimsizlik de özellikle linç kültürü ya da herkesin her konuda konuşma cüretini kendinde bulması gibi bazı olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Kahvehaneler, geçmişte çeşitli fetvalarla denetim altında tutulmaya çalışıldıysa da başarı sağlanamamıştı. Bugün de türlü engellemelere rağmen sosyal medya kullanımı engellenemiyor. Çünkü söz konusu iki kamusal alanın da ortaya çıkış temelinde devlet otoritesinden nispeten özerk hatta yer yer bağımsız oluşu yatıyor.

Sosyal medyanın geleceğini anlamak için kahvehanelerin bugününe bakmaya çalışalım. Günümüzde, kahvehaneler genellikle emeklilerin ve işsiz kalmış olanların, geliri düşük olanların ya da kâğıt oyunları gibi alışkanlıkları olanların gidip geldiği, seçim dönemleri dışında hiçbir siyasi faaliyetin bulunmadığı, nadir birkaç çay ocağının raflarında dizili olan kitaplara sahip olması dışında kültür faaliyetinin de bulunmadığı, salt eğlence/zaman geçirme odaklı mecralar haline gelmiş durumda.Hatta kahvehanelerde artık kahve dahi içilmiyor. Bu konuda herhangi bir istatistiğe ulaşamamama rağmen,  kahvehane müdavimlerinin ekseriyetinin kahve yerine çay içtiği malumdur. Kahvehanelerin, adını aldığı en temel özelliğinin dahi değişmiş olması, uzun yüzyıllar içinde sosyalleşme alanındaki hemen hemen tüm rolünü kaybederek çok dar bir alana sıkışması; gelecekte sosyal medyanın da benzer bir akıbete uğrama ihtimalini ortaya çıkartıyor. Belki de bu konudaki en önemli etken yapay zekanın gelişimi ve gündelik hayatımızın içine yerleşmesi olacak. Sanayi üretimin çok da uzak olmayan bir gelecekte yapay zekanın ellerinde olacağı bir dünya inşa edilirken, günlük yaşantımızın bundan etkilenmemesi düşünülemez. Bu itibarla anlıyoruz ki sosyal medyanın geleceği bugün göremediğimiz çok farklı alanlara kayabilir.

Benzerliklerin Ardındaki Ayrılık

En güzel kıvamda yaratılan ademoğlunun veri üretim makinesine dönüştürüldüğü bir çağdayız. Yazı boyunca kahvehane ve sosyal medyanın tarihsel süreç içindeki ilgi çekici benzerlikleri üzerinde durduk fakat yine tarihin bir cilvesi olarak söz konusu iki mecra arasındaki en önemli farkı göz ardı etmiş değiliz. Bugün internet üzerinde bıraktığımız tüm izler depolanarak devasa bir veri havuzu oluşturuluyor. Kahvehanelerde zaman geçiren insanlar, kıvamlarını korumuşlardı fakat bugün veri üretim kalıbı haline getirilen insanlar, arama motoruna yazdıkları bir ürünün aynı dakika içinde sosyal medya sitelerinde reklam olarak karşılarına geldiğini görüyorlar. Biriktirilen tüm verilen işleneceği, uygulamalar aracılığıyla sadece alışveriş anlamında değil hayatımızdaki önemli kararları alırken dahi danışacağımız yapay zekanın, toplanılan tüm bu devasa veri havuzundan faydalanarak bize “yol göstereceği” bir geleceğe doğru gidiyoruz. İnsanlar kararlarını kendileri almayacaklar. Akıl danışacakları yapay zeka uygulamaları sözünü ettiğimiz devasa veri havuzu sayesinde insanlara en faydalı/mantıklı seçeneği sunacak. Hangi renk kıyafetlerin size daha çok yakışacağı, hangi filmi izleyeceğiniz, hangi iş alanına yatırım yapacağınız, üniversitede hangi bölünü okuyacağınız, kiminle evleneceğiniz vs. Tüm bunlar olurken insanlar hep en mantıklı seçeneği uygulamanın özgüvenini yaşayacak.

“Yüce rabbinin adını tenzih ederek an; Yaratıp uygun şekil veren; Ölçülü ve amaçlı yapan, yol gösteren; Yeşil bitkileri çıkartan, sonra onları kapkara bitki kalıntısı haline getiren (rabbinin).” A’la suresinin ilk beş ayeti aklımızın bir köşesinde dursun, bugün “Hey Siri’yi” anıyoruz. Aldığımız kararları bizim yerimize belirleyecek olan yapay zeka, yol göstericimiz olarak hayatımıza yerleştiğinde, bizim yerimize/adımıza hüküm veren/hakim olan güç olacak. Olacaklar oluyor da biz üryan geldik fakat üryan gidecek oluşumuza uygun bir hayat sürebiliyor muyuz?

Etiketler
İlgili Haberler