İmamoğlu'nun Yolu
İmamoğlu'nun Yolu
İmamoğlu, yolun bu kısmına kadar bu şekilde geldi. Peki ya sonrası?

18 Aralık 2018’te Millet İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu 102 günlük seçim maratonu ve 17 günlük mazbata krizinden sonra 18 Nisan 2019’da İBB başkanı olarak ilk mesai gününe başladı. 25 yıl aradan sonra İstanbul’da belediye el değiştirdi ve yeni bir dönem başlamış oldu.

Zafere giden yolun tek bir mimarı yok

Aday olduğu anda çoğu İstanbullu’nun ismini dahi duymadığı, insanların “Kim bu Ekrem İmamoğlu?” diye sorduğu, anketlerin şans tanımadığı bu adam nasıl oldu da yarışı kazandı? Ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik kriz her ne kadar seçim sonuçlarında etkili olsa da Ekrem İmamoğlu’nun seçim süresince izlediği stratejinin etkisi de yadsınamaz. CHP’nin geleneksel çizgisinden ve yaklaşımından farklı bir yol izleyen İmamoğlu, pozitif bir reklam stratejisiyle seçim çalışmaları süresince neredeyse hiç hata yapmadı. Peşine takılan provokatörlerin oyununa düşmeden, şaşırtıcı ve hatta yer yer şüphe uyandırıcı bir rahatlıkla çalışmalarını sürdüren İmamoğlu, bu yaklaşımı ile dikkatleri üzerine çekti. Muhafazakâr seçmenin CHP paranoyasının farkına varan ve bu nedenle kampanyasında CHP temasına neredeyse hiç yer vermeyen İmamoğlu, partisi ile kendi arasına iletişimsel bir mesafe koyup, mütedeyyin seçmen ile arasında bir bağ oluşturmayı başardı. Uzun süredir toplum olarak alışık olmadığımız bir üslup benimseyen; gülümsemekten, kucaklamaktan bahseden Ekrem İmamoğlu şüphesiz zafere giden yolun en önemli mimarlarından biri.

Bir yerde başarı varsa, muhakkak yakınında başarısızlık da vardır. Devletin tüm imkanlarını rahatça kullanan, onlarca gazete ve televizyon kanalı ile algıyı kontrol eden bir yapı nasıl oldu da 25 yıldır yönettiği İstanbul’da seçimi kaybetti? Adalet ve Kalkınma Partisi teşhisi konulmuş, son evre kanser hastası misali. Kibir, liyakatsizlik, çürümüşlük partinin her hücresine yayılmış durumda. 24 Haziran seçimlerinin ertesinde AKP genel başkanı yaptığı balkon konuşmasında ‘fabrika ayarlarına dönüş’ sinyalleri vererek partisinin hastalığını teşhis etmesine rağmen, ‘hasta partiyi’ bu süre içerisinde kurtaramadı. Tedavisi mümkün görülmeyen bu hastalık, AKP’yi projelerin partisi konumundan, polemiklerin partisi konumuna getirdi. Parti içinde farklı grupların ve kliklerin oluşması, ‘kurucu abilerin’ rahatsızlığı, gemiden inenlerin yeni bir ‘yenilikçiler’ hareketine kalkışmaları AKP’nin parti içi sorunlardan sadece bazıları. Parti içindeki bu gergin hareketlilik, siyasal iletişim alanında da kendini gösterdi, uzun süredir hâkim olan saldırgan dil bu seçim sürecinde daha da keskinleşti. Daha önceki yerel seçimlerde proje ve seçmen temelli iletişim stratejisi belirleyen AKP, mahalli idareler yönetimini belirlediğimiz bu seçimlerin bir beka meselesi olduğunu iddia etti ve stratejisini bunun üzerine bina etti. Bu noktada rakibinin geçmişini ve durumunu iyi okuyan İmamoğlu, yıllarca AKP’nin yaptığını İstanbul’da gerçekleştirdi, stratejisini proje ve seçmen temelli bir temaya oturttu. Sonuçta, iktidarın beka’sının değil, mutfağın beka’sının derdinde olan İstanbul halkı, polemiği değil, projeyi; kutuplaştırmayı değil, birleştirmeyi tercih etti. Yani ironik bir şekilde, “yaparsa, Ak Parti yapar” sloganında olduğu gibi "İstanbul el değiştirirse onu da Ak Parti yapar" diyerek, zafere giden yolun en önemli bir diğer mimarı AKP’nin kendisi oldu.

Yolun Devamı

İmamoğlu, yolun bu kısmına kadar bu şekilde geldi. Peki ya sonrası? Bir liderin doğuşunda birçok farklı faktör yer alır. Uluslararası ortam, ülkenin genel gidişatı, aktörün karizması en önemli etkenlerden bazıları. Fakat, unutulmaması gereken en önemli şey; her aktörün kendi siyasi kaderine olan etkisidir. Seçim sürecinin başında adı dahi bilinmeyen, zaman ilerledikçe “seçimi kazanmasa da gelecekte tekrar karşımıza çıkar” noktasına gelen ve seçim gecesi muhalefetin doğal lideri konumuna yükselen İmamoğlu, aday gösterildiği 18 Aralık 2018 tarihinde çıktığı yoldan çok farklı bir yola sapmış durumda. Seçim başarısı ve sonrasında yaşanan gelişmelerle arkasına rüzgârı alan İmamoğlu, artık vitrine çıktı. Fakat, vitrinde olmanın avantaj sağladığı kadar, dezavantajları da mevcut.

İBB Başkanlığı önemli ve zor bir mevki. Türkiye nüfusunun 5’te 1’i bu şehirde yaşıyor, ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yaklaşık 3'te 1'ini İstanbul oluşturuyor. Haliyle, İstanbul’u yönetmek, Türkiye’yi yönetmenin adeta bir provası gibi. Erdoğan 1994 seçimlerinde İBB Başkanlığı’nı kazanarak, iktidara giden yolun taşlarını bu şehirde döşedi. Bu nedenle İmamoğlu’nun önünde önemli bir fırsat var. Şayet, İstanbul’da engelleri aşarsa, zirve yoluna devam eder.

Fakat, vitrinde olmak aynı zamanda kolay hedef olmaktır. Hele ki, böylesine bir ortamda. Meclis çoğunluğunun bulunmadığı, iktidar çevresinin gerek siyasi gerek medya gücüyle hata yapmasını beklediği bu ortamda İmamoğlu’nun yoluna sorunsuz devam etmesi oldukça zor. Bunun yanı sıra, İmamoğlu yalnızca dışardan değil, aynı zamanda içerden de hedef halinde. Türkiye’de siyaset acımasız, bazılarının kredisi çok, bazılarının hiç yok. Partisinin müzmin muhalifi, daimî genel başkan adayı Muharrem İnce’nin hikayesi ortada. Cumhurbaşkanlığı yarışında yakaladığı rüzgârı, seçim gecesi yaptığı bir hata ile kaybeden, sonrasında peşinde birkaç romantiğin kaldığı İnce, İmamoğlu’nun çıkışıyla bir anda unutuldu. Benzer bir sonun kendisi için de olmayacağının bir garantisi yok.

Ez cümle, Ekrem İmamoğlu henüz yeni bir yolun başlangıcında. İmkân ve şerait müsait bir mahiyette tezahür ederse, yolun sonunu kendi tayin edecek.

Yolun Sonu

Bu yol öyle bir yol ki Beştepe’ye çıkabilir,

Çankaya’da bir genel merkezde son bulabilir,

Bu yol öyle bir yol ki İstanbul’da bitebilir,

Beylikdüzü’nde bir şantiyede son bulabilir.

Fikri hür, vicdanı hür.
İlgili Haberler