İhtilâl, sürgün, fikir: Bugünü teşhis için Prens Sabahaddin
İhtilâl, sürgün, fikir: Bugünü teşhis için Prens Sabahaddin
"Prens Sabahaddin hususî hayatın, umumî hayatı tayin ettiği bir hayat tarzını benimsemiştir."

TALHA BARIŞ YAPICI

Twitter: @talhabarisypc

Asıl ismi Mehmed Sabahaddin’dir. İstanbul’da 1879 senesinde doğdu. Prens veya sultanzade sıfatlarıyla anılmasının sebebi annesinin Sultan Abdülmecid’in kızı Seniha Sultan olmasıdır.(1) Babası, 2. Abdülhamid’in damadı Mahmud Celalleddin Paşa, Dedesi ise Bahriye Nazırı Gürcü Halil Rıfat Paşa’dır.

Küçüklükten itibaren ailesi tarafından Sabahaddin’in derslerine ehemmiyet verilmiş ve Avrupa’dan getirilen hocalardan eğitim almıştır. 11 yaşında Fransızca öğrenmiştir. Sonrasında ise Arapça, Farsça dillerinin eğitimini almış; fizik, kimya, edebiyat, piyano, resim tahsiline devam etmiş ve ilerleyen zamanlarda bu alanlarının önemli hocalarından olmuştur. (2)

20’li yaşlarına gelmeden hemen önce ailenin onun üzerindeki baskısı dolayısıyla, Osmanlı Devleti’nin son dönem buhranlarına ve karmaşıklıklarına ancak yurt dışında yürütülecek bir mücadele olursa çare bulunabileceği düşüncesini benimsedi. O yıllarda babası Mahmud Celaleddin Paşa ile 2. Abdülhamid arasında sürekli bir ihtilaf söz konusuydu. Prens Sabahaddin’in fikri eğilimlerinin temel taşları bu dönem içerisinde yerleşmiş oldu. 2. Abdülhamid’in aynı zamanda eniştesi olan babasının sarayın içinde bulunması sebebiyle bu yaşına kadar devrin politikalarını yakından takip etme imkanı buldu.

Osmanlı bu yıllarda “Jön Türk” hareketi adı verilen ve Osmanlı’nın okumuş, aydın kesimini temsil eden grubun 2. Abdülhamid’e karşı ihtilal girişimlerini (1896, 1.başarısız ihtilal girişimi) jurnallemek ve yakalananları yurtdışına sürgüne yollamak işleri ile ilgileniyordu. Padişahın şahsi huzuru ve makamı için bir tehdit olarak gördüğü bu oluşum daha sonra kendisini tahtından indirecek cemiyetin yani İttihat ve Terakki’nin kurucu kadrosunu da içinde barındırıyordu.

1899 senesi Aralık ayında 2. Abdülhamid’le arasında olan husumet dolayısıyla Damat Mahmud Celaleddin Paşa oğulları Prens Sabahaddin ve Lütfullah ile birlikte memleketi terk etmek zorunda kalmıştır.(3) Bu durum fark edildiğinde İstanbul’dan kalkan tüm trenlere arama emri çıkartılmış fakat Mahmud Paşa bir sandal vasıtasıyla Fransa’ya giden bir gemiye sığınmıştır. 2. Abdülhamid, bu seyahat sırasında eniştesinin Fransa’ya gitme ihtimalini göz önünde bulundurarak Fransa’ya temsilciler yollamış ve burada Mahmud Paşa’yı hırsızlıkla ve cinayetle itham etmiş, kendisinin vukuatlarının olduğu iftiralarını yaymış, iki oğlunu kaçırdığını da temsilcileri vasıtasıyla söyletmiştir.(4)

Bu sırada İttihat ve Terakki’nin yayın organı Meşveret gazetesinde çıkan yazıda da Paşa’nın gayet kibar biri olduğu, padişahın sırf aydınlanmacı ve okuyan biri olması sebebiyle Mahmut Paşa’ya bu iftiraları attığı yazılmıştır.

Padişah, Fransız hükümetine Mahmut Paşa’nın iadesi için başvurmuş fakat bu talep reddedilmiştir.

Mahmut Paşa ise Fransa’ya ulaştığında ilk iş olarak İttihat ve Terakki’nin Avrupa’daki yapılanmasının lideri Ahmet Rıza’ya övgü dolu bir mektup yazdı. Mektupta methiyelerden sonra 2. Abdülhamid yönetimine ithafen: “Siz sadece kendi nefsinizi düşünmekle kalmayıp bütün hakikatleri ve insani duyguları ayaklar altına almaktasınız. Ülkenin harabeye çevrilmesinin ve alçakça birçok cinayetin işlenmesinin sorumlusu sizsiniz. Akıttığınız kanlar, söndürdüğünüz ocaklar ve yalanlarınız insanları perişan etmekte…” satırlarını kaleme aldı ve durumun vehametini bir kez daha gözler önüne sermiş bulundu.

Mahmut Paşa ve oğullarının Fransa’ya gelmesi Osmanlı’da ve Avrupa’da büyük yankı oluşturdu. Bu olay aynı zamanda Jön Türkler’in de son yıllarda kaybettiği itibarını tekrar kazanmasını sağlamıştı. 1902 yılında Prens Sabahaddin ve kardeşi Lütfullah’ın yazdığı bir davetiye mektubu Jön Türkler’in bulunduğu bütün bölgelere gönderildi. Davetiyede imparatorlukta özgürlük ve adaletin yeniden tesisi için bir kongre düzenleneceği yazıyordu.(5) Bu vesile ile “1. Osmanlı Liberaller Kongresi” toplanmış oldu. Kongreye Osmanlı Devleti içinde barınan çoğu etnik gruptan temsilciler katıldı. Kongre açılış konuşmasını aynı zamanda oy birliğiyle başkan olarak seçilen Prens Sabahaddin yaptı.(6) Bu etnik grupların ortak paydada buluşmasının ne denli zor olduğunu söylemeye gerek yok sanıyorum. Fakat bu kongreden çıkan kararlar arasında aynı zamanda toplanış maksadını da içeren şu cümleler yer alıyordu: “Osmanlı halkı ile 25 yıldır idaresi altında yaşadığımız istibdat rejiminin birlikteliğini reddetmekteyiz. Çünkü bu bir zulüm rejimidir.”

Bu kongrede tartışılan hususular ve alınan kararlar Prens Sabahaddin ve İttihat Terakki’nin kurucu kadroları arasında bazı anlaşmazlıklara neden olmuştur. Özellikle “ecnebi müdahalesi” meselesinde başkanın ve azınlıkların kabul oyuna karşın Ahmet Rıza ve arkadaşları asla bu maddeyi kabul etmeyeceğini savunmuş ve diğer katılımcılar tarafından suçlamalara maruz kalmıştı.

Prens Sabahaddin, çoğu azınlığa özerklik verilmesi taraftarıydı. Daha sonraları değineceğimiz Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkezîyet fikirlerinin de altyapısı bu çevrelerde oluşmuştu. Kendisi bu bağlamda Osmanlı Konfederasyon görüşünü ortaya attı. Bugünkü ABD milliyetçiliğine benzer türde olan bu görüş azınlıklar arası bağlantının hanedanlıkla sağlanması ve aidiyetin etnik kökene değil hanedana ait olması gerektiği görüşünü savundu. Bu görüşüyle de Ahmet Rıza ile ters düştü. Ahmet Rıza, Anayasal Monarşi’ye tekrar dönüşü ve kurtuluşun ancak Türk milliyetçiliği ile olacağı görüşünü savunuyordu.

Prens Sabahaddin 1902 sonrasında “Le Play” ekolünü temsil eden ve Demolins’in kurduğu bir cemiyete dahil oldu. Yine bu yıllarda Osmanlı İmparatorluğunda yeni bir ihtilal girişiminin öncüsüydü. 1896’da Jön Türkler’in ilk başarısız ihtilal girişimine kıyasla daha profesyonel ve dış destekli bir darbenin hazırlıkları için 2. Abdülhamid tarafından dünyanın farklı yerlerine sürülen “İttihatçılar” ile iletişime geçti. Fakat onu derinden etkileyecek olay da ihtilâlin hazırlık safhasında gerçekleşecekti. Babası ve Osmanlı hanedan üyesi Damat Mahmut Paşa 18 Ocak 1903 tarihinde vefat etti. Bu ani ölüm sonrası 2. Abdülhamid, Mahmut Paşa’nın naaşını İstanbul’a getirtmek istemiş ancak bu istekler, oğulları tarafından reddedilmişti. Bunun üzerine 2. Abdülhamid, Mahmut Paşa’nın atalarının dinini terk ettiğini ve bir Hıristiyan mezarlığına gömüldüğü iftirasını halk arasında yaydırmıştır. Bu iftiraların asılsızlığı ortaya çıkmış Prens Sabahaddin, babası için Londra’daki Türk Büyükelçiliği’nden bir imam rica etmiştir.(8)

Ölüm hadisesinden sonra Prens Sabahaddin liderliğinde ihtilâl hazırlıkları tamamlanmış, ihtilâl yapılmış fakat İngiltere’nin dış destek konusunda yeterli desteği vermemesi ve örgütlenmenin yetersiz kalması sonucu bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu süreçten sonra İttihat ve Terakki yapılanması içinde iki ayrı baş daha belirgin hale gelmiştir. Bunlardan biri daha devletçi ve milletçi olarak tanımlayabileceğimiz Ahmet Rıza, diğeri ise Prens Sabahaddin olmuştur.

Makalenin bu kısmında Prens Sabahaddin’in 1906’da Paris’te Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurmasının arka planında yatan ve artık bu yıllarda daha net bir zemine oturan fikriyatını anlatmaya çalışacağım. Kendisi benim tanımımla her iki anlamda da “Adem-i Merkeziyet” düşüncesini savunmuştur.

Birinci tanım “ademî” yani insanî merkeziyet kavramı. Bu düşünce ile bugünkü anlamda liberal tanımının da öncüsü olmuştur. Fertlerin, milletler için değil milletlerin fertler için olduğu görüşünü ve insan temelli bir anlayışı savunmuştur. Kendi kitabı olan “Teşebbüs-i ŞahsÎ ve Tevsî-i Mezuniyet Hakkında Bir İzah” ta ferdiyetçi yapıyı şu cümlelerle açıklamıştır: “Bir toplumu meydana getiren fertlerden her birinin, hangi toplumda olursa olsun yaşamak için ailesi, akrabası ve hükümetine dayanacak yerde doğrudan doğruya kendine güvenmesi, başarısını kendi teşebbüsünde aramasıdır.” Fransızca kökenli Liberté sözcüğünden türeyen Liberalizm fikri, kişinin kendi kurtarıcısı olmasını ve merkezden uzak yaşamasının çıkar yol olduğunu savunur. Bununla birlikte Prens Sabahaddin’in en çok üzerinde durduğu Teşebbüs-i Şahsî fikriyatının temeli liberal düşüncedir. Serbest piyasa ekonomisi ve özelleştirmeyi kapsayan bu fikriyat devletin kamuda sürekli memur atamasının, bu memurların devletten düzenli maaş alıp denetimsiz şekilde hayatlarını idame ettirmesinin yanlışlığı üzerinde durur. Kurumların özelleşmesi yani bireylerin çalışmaları sonucu kendi işlerini kurup yine kendi personellerinin denetimlerini sağlayabilecek hale gelmesini savunur. Bu sayede hem devletin her alana hakim olup maddiyat ve iş gücü açısından yorulmasını engeller hem de memurun kontrolsüzlükten tembelleşmesinin önüne geçip çalıştığı kadar para kazanmasının önünü açarak ters ideolojisi olarak görülen sosyalizmi de içinde barındırır.

Yine aynı kitabında bu memurluk ve eğitim sistemi ile alâkalı: “… Mevcut eğitim sistemi ile hiçbir yeteneği ortaya çıkarılamayan gençlerimiz zenginliğin kaynağı olan tarım, sanayi ve ticarete yöneltilecekleri yerde geçimlerini sürekli memurlukta aramışlardır.(9) Oysa memurluk şahsiyeti ezen, körelten, beceri ve kabiliyeti yok eden; sorumluluk, bağımsızlık ve teşebbüs ruhunu öldüren bir kölelik kurumudur.” Demiştir.

İkinci tanım olan “Adem-i Merkeziyetçilik” ise kısaca devleti rahatlatmak adına yönetimin yalnızca merkeze ait olmaması, şehir valilerinin yetkilerinin çoğaltılmasıdır. En merkeziyetçi devlet olarak görünen Osmanlı’da bile uç beylerinin padişaha sormadan yakın ülkeye savaş ilan etme yetkisi bulunuyordu. Bu görüş devletin bu kadar ağır bir sorumluluk üstlenmesi yerine kendi atadığı valilerin yetkilerini arttırmasını savunur. Merkezi yönetimde devletin etkisinin azaltılmasını amaçlar. Örneğin bugün herhangi bir şehirdeki herhangi bir sorunun muhatabı nasıl o yörenin yerel yöneticileri ise karar merciinin de onlar olmasını ister. Çünkü yerel sorunları devletten ziyade yerel yöneticiler bilir ve bu sorunlarla yakından ilgilenmek onların görevidir der ve bunu savunur.

Özetle Prens Sabahaddin hususî hayatın, umumî hayatı tayin ettiği bir hayat tarzını benimsemiştir. Bu düşüncelerle 1906’da arkadaşlarıyla birlikte Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurup İttihat ve Terakki’nin içinden görüş ayrılıkları nedeniyle ayrılmıştır. Bir sene sonra kendi evinde 2. Jön Türk kongresi toplanmış ve Meşrutiyetin yeniden tesisi adına yeni bir ihtilâl konuşulmuştur.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin organizesiyle 1908’de 2. Meşrutiyet ilân edilmiştir. Bu vesileyle Prens Sabahaddin’in kurduğu cemiyet ve İttihat Terakki birleşmiştir. (10) Meşrutiyetin tekrar ilanı sonrası Prens Sabahaddin ülkesine geri dönmüştür. Özellikle İstanbul’da halkı aydınlatmak adına birçok etkinlik düzenlemiş, Ahrar Partisi’nin ısrarlarına rağmen siyasete girmemiş ve propagandasına sivil devam etmiştir. 

1 Mart Vakasının vukuu bulmasıyla birlikte irticacı ve meşrutiyet karşıtı gruplar Mahmut Şevket Paşa’nın komutasındaki Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti ise bu tarihten itibaren iktidara sahip olmuştur. Fikir ayrılıkları yaşadığı cemiyete hitaben 1909-1910 yılları arasında “İttihat ve Terakki’ye Açık Mektuplar” isimli bir kitap yazmıştır.

Daha sonraları Prens Sabahaddin iki kere hapse atılmış ve sonrasında serbest bırakılmıştır. Bunlardan biri 31 Mart hadisesine karışmak diğeri ise 1913’te Mahmut Şevket Paşa’nın suikastine dahil olmaktan ötürüdür.

Kendisi iki suçlamadan da beraat etmiştir. 1913’te serbest kalmasının ardından Fransa’ya dönmüştür. Fransa’da bulunduğu süre zarfında sosyal yapı, uluslararası rekabet, meslek programı gibi konuları içeren “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” kitabını yazmıştır.

1919’da 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle memlekete geri dönen Prens Sabahaddin 1920’de tekrar Fransa’ya gitmiş ve o yıllarda başlayan milli mücadele hareketine, kurtuluş savaşına dışarıdan destek vermiştir. Hanedan mensuplarının sınır dışı edilmesiyle ilgili kanunun yürürlüğe girmesi sonrası 1924 yılında ülkesini tekrar terk etmek zorunda kalmıştır. 1924’ten ölüm tarihi 30 Haziran 1948’e kadar İsviçre’de yaşamış ve o yıllar arasında Türkiye’ye geri dönememiştir. Naaşı İstanbul’a getirilerek Eyüpsultan’daki aile mezarlığına defnedilmiştir.(11)

(1) Nezahat Nurettin Ege, Prens Sabahattin Hayatı ve İlmi Müdafaaları, İstanbul 1977, s.3.

(2) Ahmet Zeki İzgöer, Prens Sabahaddin, İstanbul 2018, s.17

(3) Ernest E. Ramsaur, Jöntürkler, İstanbul 2004, s.84

(4) Meşveret, 1 Ocak 1900

(5) Ernest E. Ramsaur, Sürgündeki Jöntürkler, İstanbul 2004, s.92

(6) Pro-Armenia,Şubat 1902, s.53

(7) Story, a.g.e., s.308

(8) Fesch, a.g.e., s 359-363

(9) Ege, a.g.e., s.166

(10) Okan, a.g.m., sayı 11, s.482

(11) Uçman, a.g.m., s.341b.

 

İlgili Haberler