Güney Asya’da Donmuş Çatışma: Pakistan- Hindistan Gerilimi
Güney Asya’da Donmuş Çatışma: Pakistan- Hindistan Gerilimi
İki ülke arasındaki gerilim, son günlerde yeniden yükseldi. Peki bundan sonra ne olacak?

Bağımsızlıklarını kazandıkları 1947 yılından bu yana Pakistan ve Hindistan arasındaki Keşmir sorunu tarafları birçok kez karşı karşıya getirdi. Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde 14 Şubat’ta gerçekleşen intihar saldırısında en az 40 Hint askerinin ölmesiyle başlayan ve sonrasında iki ülkenin askeri hareketliliği ile devam eden kriz dünyanın dikkatini yeniden Güney Asya’ya çekti.

Çatışmanın Gelişimi

Sömürdükleri diğer bölgelerde olduğu gibi İngilizler, Güney Asya’da da sorunlu sınırlar ve bölgeler bırakarak çekildiler. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgeler Pakistan’a bırakılırken, Hinduların çoğunlukta olduğu bölgeler Hindistan’a bırakıldı.

Fakat, çoğunluğu (nüfusun yaklaşık %90’ı) Müslüman olmasına rağmen Keşmir bölgesinin geleceği yerel halka bırakıldı. Keşmir halkının 1947’de Pakistan’a katılma yönünde tavır almasına karşın, başlarda bağımsız bir devlet kurmayı yoklayan dönemin Keşmir Prensi (Maharaja) Hari Sing bölgenin Hindistan’a bağlanması yönünde karar aldı. Prensin bu kararına karşı isyan başlatan Keşmirlileri Pakistan’dan gelen mücahitlerin de desteklemesiyle kontrolü kaybeden Hari Sing, Yeni Delhi yönetiminden destek talep etti. Bunun üzerine Hindistan ordusu bölgeyi işgal etti. Pakistan’ın da mücahitlere destek olmak ve bölge halkını korumak üzere bölgeye askerlerini sokmasıyla iki ülke arasındaki ilk savaş 22 Ekim 1947’de başladı. Savaş, Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda 1949 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla son buldu. Bu tarih itibariyle iki ülke arasındaki gerilim “donmuş çatışma” halini aldı. 1965 ve 1999 yıllarında da Keşmir sorunu nedeniyle savaşan, 1971 yılında ise Doğu Pakistan’ın isyanı ile karşı karşıya gelen iki ülke arasındaki gerilim 72 yıldır devam ediyor.

 1971 Savaşı’ndan sonra oluşturulan “Sınır Kontrol Hattı” iki ülke arasındaki fiili sınırı oluşturuyor.

Keşmir Neden Önemli?

Bugün, %45’i Hindistan, %35’i Pakistan ve %20’si Çin’in hakimiyetinde olan Keşmir taraflar için stratejik bir öneme sahip. Keşmir’den başlayan akarsular, verimli topraklar ve bölgenin stratejik konumu Pakistan için hayati öneme sahip. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1948 yılında aldığı halk oylaması kararını sürekli gündeme getiren Pakistan, sorunun çok taraflı olduğunu ve uluslararası ortamda bir çözüm gerektiğini vurguluyor. Tam da bu nedenle Pakistan 1963 yılında kendi kontrolünde bulunan Azad Keşmir’den belirli bir toprak parçasını Çin Halk Cumhuriyeti’ne devrederek, Pekin yönetimini sorunun bir parçası haline getiriyor. Tibet ve Doğu Türkistan’ın güvenliği bakımından önem arz eden bu bölge ve Hindistan ile içinde bulunduğu rekabet dolayısıyla Çin, Keşmir sorununda Pakistan yanlısı bir tutum benimsemiştir.

Hindistan için de jeostratejik öneme sahip olan Keşmir bölgesi, aynı zamanda Hindistan için bir beka meselesidir. Hindistan’ın hakimiyetinde bulunan Cammu Keşmir bölgesi ülke içinde Müslümanların çoğunlukta olduğu tek bölge. Federatif ve laik bir yönetim sistemi ile idare edilen Hindistan, eğer Keşmir’in kontrolünü kaybederse, etnik ve dini bakımdan farklı olan diğer bölgelerin de isyan edeceği korkusunu yaşamakta. Bu nedenle halk oylaması fikrine kesinlikle yanaşmayan Yeni Delhi yönetimi, Keşmir’in iki taraflı bir sorun olduğunu ve uluslararası bir mesele olmadığını iddia etmektedir.

Uluslararası Aktörler Açısından Pakistan – Hindistan Gerilimi

14 Şubat sonrasında artan gerilim ile birlikte aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok aktör taraflar itidal telkininde bulunmuş ve arabuluculuk teklif etmişti.

Daha öncede belirttiğimiz gibi Çin kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda Keşmir sorununda Pakistan yanlısı bir tutum sergilemektedir. Öte yandan, Çin’in iki ülke arasında yaşanacak olası bir sıcak bir çatışmaya da elinden geldiğince engel olmaya çalışacaktır. Çin için en makul senaryo durumun stabil bir şekilde devam etmesi olacaktır, çünkü olası bir savaşta Pakistan’ın Çin’e olan bağlılığından rahatsızlık duyan ABD ve Rusya Hindistan lehinde pozisyon alması muhtemeldir. Bu nedenle, Çin’in Pakistan’a olan desteğinin belirli sınırları mevcuttur.

Tarihsel olarak bakıldığında ABD’nin Pakistan ile olan müttefikliği Soğuk Savaş’ın başlangıç yıllarına dayanmaktadır. Hindistan’ın bağlantısız tutumu, ABD’nin Sovyetler Birliği’ni her coğrafyada çevreleme politikası Pakistan’ı makul bir ortak haline getirmiştir. Bu nedenle de ABD, uluslararası arenada uzun bir süre Pakistan tezlerini savunmuştur. Fakat, Obama’nın ikinci başkanlık döneminde başlattığı Hindistan açılımı ile ABD uzun yıllar sürdürdüğü tavrını değiştirip, sorunun iki taraf arasında bir mesele olduğunu ve kendi aralarında çözmeleri gerektiği noktasına gelmiştir. Trump ile birlikte Pakistan’a olan tavrın daha da temkinli bir hale gelmesine rağmen, ABD’nin Pakistan’ı tam anlamıyla kendi güvenlik denkleminden çıkartmadığını belirtmek gerek.

Soğuk Savaş sırasında Bağlantısızlar hareketinin öncülerinden olan Hindistan özellikle 1970’lerden sonra Sovyetler Birliği’ne daha yakın bir politika izlemeye başlamıştır. Soğuk Savaş sonrasında da iki ülke arasında ekonomiden enerjiye iş birliğinin her alanda geliştiğini belirtmek gerek. ABD baskılarına rağmen geçtiğimiz yıl Rusya ile S-400 füze savunma sistemleri anlaşması imzalayan Yeni Delhi yönetimi, Pakistan ile olan gerilimde de Rusya’nın desteğini pekiştirmeye çalışmıştır.

Her ne kadar çeşitli nedenlerden ve dengelerden dolayı uluslararası aktörler belirli ülkelerin lehinde pozisyon alsalar da özellikle barındırdığı nükleer savaş riski nedeniyle hiçbir aktör Pakistan ve Hindistan arasındaki gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşmesini istememektedir.

Nükleer Savaş İhtimali

Pakistan ve Hindistan arasındaki gerilimin bütün dünyanın dikkatini çekmesindeki en önemli etken şüphesiz iki ülkenin de nükleer silahlara sahip olmasıdır. Hindistan’ın 1974 yılında ilk nükleer denemesini gerçekleştirmesiyle, taraflar arasındaki çatışmayı farklı bir boyuta taşıdı. Hindistan’ın bu hamlesine karşı olarak bozulan güç dengesini eşitlemeye çalışan Pakistan ilk nükleer araştırma laboratuvarını 1976 yılında kurdu. Bu noktada Çin’in teknik desteğini alan Pakistan ilk nükleer denemesini 1998 yılında gerçekleştirdi. Bu tarihten sonra iki ülke arasındaki “donmuş çatışma” nükleer savaş riskinin olduğu ve dünya barışını tehdit edecek bir noktaya vardı.

Peki taraflar arasında olası bir nükleer savaş mümkün mü? Uluslararası Fizikçiler Kurumu tarafından 2013 yılında hazırlanan bir rapora göre, iki ülke arasında gerçekleşecek bir nükleer savaş 2 milyar insanın ölümüne neden olacak bir kıtlığa sebep olabilir. Aslında bu konu uluslararası güvenlik disiplinin en çok tartışılan konularından biri. 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra, hiçbir ülke nükleer silah opsiyonunu kullanmadı. Nükleer opsiyondan kaçınmayı açıklayan birçok yaklaşım mevcut. Realist bakış açısına göre, nükleer silahların varlığı uluslararası bir istikrar sağlar ve büyük çapta bir savaş çıkmasına engel olur. Caydırıcılık olarak da bilinen bu yaklaşıma göre taraflar nükleer kullanmanın ‘maliyetinden’ dolayı bu seçeneği kullanmazlar. Bir diğer yaklaşım olan nükleer tabu ise konuyu daha soyut bir kavram üzerinden açıklar ve nükleer silah kullanmanın ahlaki sorumluluğu nedeniyle bu silahların kullanılmayacağını belirtir. Tabu teorisinin yaklaşımına paralel kabul edilecek bir diğer açıklama ise atomik kaygı; yıkıcılığı yok edici boyutta olan ve radyasyon gibi saldırı sonrası etkileri de olan nükleer silahların uyandırdıkları toplu ölüm korkusundan dolayı kullanılmadıklarını iddia eder.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde, taraflar arasında nükleer savaş ihtimali pek muhtemel olmasa da düşük yoğunluklu ve zaman zaman tansiyonun yükseldiği çatışmaların devam edeceğini ifade edebiliriz. Diğer birçok çatışma bölgesinde olduğu gibi, Keşmir sorununda da hükümetler iç politik gelişmelere bağlı olarak bilinçli bir şekilde tansiyonu yükseltebilir. Hindistan’da yaklaşan seçimleri düşünecek olursak, geçtiğimiz günlerde yaşanan krizin neden yüksek tonda seyrettiğini daha iyi anlayabiliriz.

Donmuş Çatışma: Taraflar arasındaki sıcak çatışmanın son bulduğu, fakat herhangi bir barış antlaşmasının imzalanmadığı ve çatışmaya neden olan temel sorunların çözümlenmediği çatışma türü.

Fikri hür, vicdanı hür.
İlgili Haberler