Dalga kırıldı ama deniz durulmuyor
Dalga kırıldı ama deniz durulmuyor
Selim Sazak, Ukrayna krizini yorumluyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi dördüncü gününde. Rus askeri, hâlâ önemli bir zafer kazanmış değil. Kyiv başta olmak üzere büyük şehirlerde çatışmalar kıran kırana sürüyor. Çatışmanın ilk günlerini kenardan seyreden Batı’da rüzgar terse döndü. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin hem niteliği hem de niceliği artıyor. Rusya’ya yönelik yaptırımlar sertleşiyor. İskandinav ülkelerinde NATO’ya üyelik hazırlıkları yapılıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ukrayna’nın AB’ye katılmasıyla ilgili açıklamaları önümüzdeki günlerde yeni gelişmelerin kapıda olduğunu gösteriyor.

Vaziyet’e daha eğlenceli bir gündemle merhaba diyebilmiş olmayı isterdim. Ne yazık ki yanı başımızda bir savaş, akıllarda pek çok soru, ve bunlara cevap bulabilecek pek az zemin varken gündeme kayıtsız kalmak mümkün olmadı. O yüzden önümüzdeki günlerde çok sorulan soruları okuması hızlı, anlaması kolay yazılardan bir seriyle ele almaya çalışacağım.

Ruslar neden kazanamıyor?

Rusya, dünyanın en güçlü ordularından biri. 1 milyona yakın askeri var. Özellikle zırhlı savaşta büyük bir üstünlüğü var. Hem deniz hem hava gücü bakımından ABD’den sonra ikinci sırada sayılan Rusya’nın önemli bir avantajı Sovyetlerden miras kalan silah endüstrisi. Son yıllarda ciddi bir modernleşme hamlesine girişen Rusya, yalnızca geçtiğimiz yıl savunmaya 60 milyar doların üzerinde para harcadı. Su-57 savaş uçağı ve T-14 Armata tankı gibi yeni projelerle birlikte komuta-kontrol, elektronik savaş ve füze teknolojisi gibi alanlarda da ciddi aşamalar kaydeden Rusya, ordu içinde de önemli reformlar gerçekleştirdi (Meraklıları daha fazlasını İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House’nun bu raporunda okuyabilir).

Askeri bakımından Rusya’nın birkaç sıklet altındaki Ukrayna’nın kolaylıkla yenileceği bekleniyordu. Fakat kağıt üstündeki bu üstünlük sahaya yansımadı. Rusya’nın şimdiye kadar 4 binin üzerinde asker ve 150’den fazla tank kaybettiği bildiriliyor.

Peki neden? Uzaktan yapılan yorumların eksikler ve hatalar içermesi bir ölçüde kaçınılmaz. Bu şerhle birlikte genel itibariyle iki unsurun öne çıktığını söylemek yanlış olmaz. Birincisi, Rus güçlerinin savruk ve etkisiz görünümü. Ukrayna’dan gelen görüntüler çoğunluğu acemilerden oluşan Rus askerlerinin savaşmaya gönülsüz, savaşa hazırlıksız, hatta nerede savaştıklarından habersiz hallerini yansıtıyor. Cephe gerisinde benzeri bir havanın yaygın olduğu, kamuoyunun savaşa destek vermediği belirtiliyor. Ordunun çoğunluğunun hala Sovyet kalıntısı silahlarla dövüştüğüne bakarak Rusya’nın askeri modernleşme hamlesinin ve buna yönelik harcamalarının etkisiz kaldığınını söylemek de mümkün.

İkincisi, Moskova’nın böylesi bir savaş planlamadığı anlaşılıyor. İşgal öncesindeki beklenti Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki varlığını Dinyeper Nehri’ne kadar genişletip ülkeyi fiilen ikiye bölecek bir operasyondu. Bu hamle sadece Kırım’la Donbas’ı karadan birbirine bağlamakla kalmayıp Ukrayna’nın sanayi altyapısını barındıran Kharkiv, Dnipro ve Zaporizhzia gibi şehirleri de Rusya’nın kontrolüne alır, Kyiv’in ekonomisinin iğdiş edilmesiyle Moskova’nın çıkarlarını yansıtan yeni bir statükonun da yolu açılırdı.

Rusya ise beklenenin aksine doğrudan Kyiv’i zaptetmeye yöneldi. Muhtemeldir ki Rus güçlerinin üç saldırı kolundan biri olan Belarus sınırına yalnızca 100 kilometre uzaklıktaki Kyiv’i hızla ele geçirebileceği sanılıyordu. Batı devletleri harekete geçemeden sonuca erişecek böylesi bir oldubittiyle Ukrayna meselesini Rusya açısından kalıcı biçimde çözülecekti. Taarruzun ilk günlerinde - özellikle ikmal ve muhabere alanında - yaşanan sorunlar ordunun hızını keserek "blitzkrieg" tarzı bir saldırıya engel oldu. Bu durumdan cesaretlenen Ukraynalılarının şiddetli direnişi Rus taarruzunu daha da çıkmaza soktu.

ABD’li düşünce kuruluşu CSIS’ten Seth Jones’un işaret ettiği üzere, Rusya’nın 150 bin kişilik yığınağı göz korkutsa da 44 milyonluk Ukrayna’yı kontrol altında tutmak için bundan çok daha fazlası gerek. Bosna’da her bin sivile 17.5 silahlı düşüyordu, Kosova’daysa bu sayı 20’ye yakındı. Benzer bir yoğunluk için Rusya’nın mevcut gücünü yaklaşık beş katına çıkarması gerek. Aksi takdirde Rus askerlerinin Ukraynalı direnişçiler tarafından yavaşça ufalanması kaçınılmaz.

Sırada ne var?

Rusya, savaşa başladığından zayıf bir konumda. Ufukta üç ihtimal var. İlki, savaşın sertleşmesi. Moskova, masaya oturmadan önce sahadaki şartları lehine çevirmek isteyecektir. O yüzden de kısa vadede sert bir taarruza şahit olmamız olası. Önümüzdeki günlerde Rusya’nın dahil olduğu diğer çatışma sahalarında - Suriye ve Libya gibi - bizi de yakından ilgilendirecek gelişmeler da sürpriz olmaz.

İkinci olasılık, uluslararası toplumun arabuluculuğunda bir barış. Uzun süren bir savaş kimsenin çıkarına değil. Ukrayna’nın tüm gücünü sahaya koyan bir Rusya karşısında uzun süre direnemeyeceği aşikar. Fakat Rusya da Avrupa’nın yanı başında yıllarca sürecek bir işgali veya Suriye’deki gibi yıkıcı bir savaşı göze alacak durumda değil. Moskova’nın Kyiv’i kendi gücüyle müzakere masasına getirmesi zor. Bunun için Batı’nın baskısına ihtiyacı var zira hem sahadaki ivme, hem moral üstünlük Ukrayna’dan yana. Rusya’nın nükleer güçlerini teyakkuz durumuna geçirmesini Batı’ya topyekün bir savaş tehdidinden çok Ukrayna’yı hizaya getirmesi için bir mesaj olarak görmek daha doğru.

Üçüncü bir ihtimal olarak Ukrayna’da Zelensky’nin veya Rusya’da Putin’in iktidardan devrilmesi tartışılıyorsa da bu olasılık bana gerçekçi görünmüyor. Zelensky’nin ezeli rakibi Petro Poroşenko dahi askerlerin arasında elinde kalaşnikofla fotoğraf veriyor. Rus yandaşı bir ismin - örneğin, Yevgeny Murayev - başa getirilmesi ancak Rusya’nın tüm Ukrayna’yı zaptetmesi ve burayı fiilen işgal altında tutmayı göz almasıyla mümkün. Moskova’da bir iktidar değişikliğiyse beklenmedik bir sürpriz olur. Önde gelen Rusya uzmanlarından Alena Ledeneva’nın tarif ettiği üzere, Rusya’daki iktidar yapısı ortasında Putin’in bulunduğu ve pek çok başka seçkinin onun etrafında kendi yörüngelerinde ve kendi uydularıyla yerleştiği bir güneş sistemine benziyor. Putin’in yerçekimi olmadan bu sistemin neye benzeyeceğini ve nasıl işleyeceğini kestirmek adeta imkansız.

Gelecek yazılarda: Putin’in derdi ne? Nükleerden korkmalı mıyız? Türkiye, Türk’ten niye ürküyor?

Etiketler
İlgili Haberler