Chiapas'tan Wuhan'a: Küreselleşme ve Çelişkiler
Chiapas'tan Wuhan'a: Küreselleşme ve Çelişkiler
"Uluslararası Dünya Sağlık Örgütü’nün karartma uygulayarak gizlemeye çalıştığı salgını, yönetme görevi, işlevsizleştiği düşünülen ulus-devletlere kaldı."

HÜSEYİN DÖNMEZ

Chiapas, Meksika’nın güneyindeki, nüfusunun çoğunluğu yoksul Meksika yerlilerinden oluşan bir eyalet. Hem sosyal hareketler tarihinde hem de Marksist eylemler tarihinde Chiapas’ın önemli bir yer edinme sebebi; 1994 yılında silahlı isyancı grup “Zapatistalar” tarafından bir günde ele geçirilmesi ve bu olayın dünya üzerinde yarattığı etkidir. İsyancıların toprak, konut, gıda, sağlık, eğitim ve iş talepleri sonucu gelişen işgal eylemi Meksika Ordusu tarafından kısa sürede bastırıldı. Bu olay yalnızca Chiapas halkının isyanı olarak kalmayıp küreselleşme karşıtı hareketlerin de fitilini ateşledi. 1996 yılında Zapatistalar tarafından La Realidad köyünde düzenlenen İnsanlık Adına Neoliberalizm’e Karşı Kıtalararası Toplantı ise bu ateşin miladı oldu. Aynı yıl Berlin’de aynı isimle Avrupa Açıklaması yayınlandı. Hedefler ise ortak idi: Küreselleşen dünyada iktidar ile altında ezilenlerin arasındaki ilişkiyi değiştirmek, neoliberal düzene karşı alternatif bir dünya modeli sunmak. Bu anlayışlar bağlamındaki buluşmalar ve bildiriler bir Meksika köyünden çıkıp bütün dünyaya yayıldı. Özellikle Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı Seattle’da gerçekleşen protestolar ve IMF karşıtı eylemler teknolojik gelişmelere de bağlı olarak her insanı ilgilendiren bir konu halini aldı.Fakat küreselleşme karşıtı olarak başlayan bu toplumsal hareketler isim değiştirerek “anti-kapitalist” olarak nitelendirilmeye başlandı çünkü küreselleşme karşıtı hareketler kendi içinde asıl çelişkiyi barındırıyordu. Küreselleşme olgusuna karşı gelişen bir sosyal hareket küreselleşiyordu.

Küreselleşme kültürel, ekonomik ve politik alanlarda dünya üzerindeki her şeyi değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Hem küreselleşme bağlamında hem de kültürel küreselleşme özelinde diğerlerine göre iki görüş öne çıkar. Bunların biri kod ve pratiklerin ulus-ötesi genişlemesini (homojenite) diğeri ise yerel kültür ile karışımdan ortaya çıkan kültürel melezleşmedir (heterojenite). Homojenite genellikle kültürel emperyalizm olarak da nitelendirilir ve Amerikan/Batı egemenliğinin rolüne işaret eder. Buna karşı ise hem ekonomik hem kültürel alanda küreselin yerelle ilişkiye geçerek oluşturduğu “küyerelleşme” olgusu savunulur. Bu olgunun daha iyi kavranması için McDonalds’ın Türkiye’de Türk usulü menüler sunması gibi her şirketin farklı bölgelerde farklı tüketim kültürlerine göre strateji geliştirmesi örnek verilebilir. Politik yönelimler de ya homojenliğe ya da heterojenliğe vurgu yapar. Bir taraftan dünyada birbirine benzer yaygın devlet modelleri ortaya çıkarken diğer yandan bu tek modelliğe karşı gelişen yerel-milliyetçi tepkiler ile heterojen politik oluşumlar yaratılır. Oluşan yeni yapılar tek model küresel kurumlara karşı ulus-devleti ayakta tutmakla beraber küreselleşmenin homojenliğine karşı da alternatif yaratır. Hem yapı hem kimlik yine küreselleşmenin bir getirisi ile kendini yenileme fırsatı bulurken bu kaynaşmanın Benjamin Barber’in deyimi ile “Cihad”a dönüşmesi yeni ulus-devleti “gerici, haydut devlet” haline getirir ve dünyadan izole eder.

Ulus-devlet küreselleşme sürecinde en büyük değişimleri yaşayan unsurlardan biridir. Küreselleşme kendi kurumlarını ve değerlerini inşa ederken devletlerin dünyadan izole bir şekilde yürümesini imkansız hale getirir. Fakat bununla beraber ulus-devlet küreselleşmenin önemli bir ayağıdır ve her devlet farklı pozisyonlardadır. Haliyle küreselleşme karşısındaki etkileri ve etkilenmeleri de farklı boyuttadır. Kitlesel göçler, yeni sosyal hareketler, bilgi akışı ve suç akışı ulus-devletin egemenliğine darbe vurur. Bununla beraber AB, NATO, DTÖ gibi ulus-ötesi örgütler de ulus-devletin egemenliğine ortak olurken günümüz dünyasında dört kolektif güvenlik sorunu ise ulus-devlete olan ihtiyacı artırır. Bunlar terörizm, taşeronlaşma/ekonomik küçülme, göçlerin kimlikleri tehdit etmesi ve küresel hastalıkların yayılmasıdır.

Şüphesiz 2020 yılı bütün dünyada Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan korona tipi Çin Virüsü ile anılacaktır. Çin Virüsü hızla yayıldığı dünyada hem sosyal hayatı hem de ekonomiyi kötü yönde etkiledi. Bununla beraber salgınla mücadele için hükümetler de bir takım önlemler aldı. Salgının yönetilebilmesi için uçuşlar durduruldu, sınırlar kapatıldı, bazı özel mülkiyetlerin kullanım haklarına el konuldu, sokağa çıkma kısıtlamaları getirildi. Chiapas’tan Wuhan’a kadar geçen süreçte dünya kendi çelişkilerini üretmekten vazgeçmedi. İktidar ile ezilenler arasındaki eşitsizliklere karşı Marksist yönetimi benimseyen Çin Devleti totaliter bir rejime dönüştü. Küresel piyasada en büyük hacimlerden birini kaplayan Çin küresel değerlerden uzak bir yönetim ile virüsü tespit eden doktorun ölümüne yol açtı. Dışa kapalı bir ülkedeki virüs her alanda hareketliliğin hızlandığı özgür yeni küresel dünyanın her köşesine rahatça ulaşma fırsatı buldu. Uluslararası Dünya Sağlık Örgütü’nün karartma uygulayarak gizlemeye çalıştığı salgını, yönetme görevi, işlevsizleştiği düşünülen ulus-devletlere kaldı. Sonuç olarak ise güçten düşmüş devletler bu salgını kendi başına yönetemeyerek topu yerel yönetimlere, topluma ve bireyin kendisine attı.

İlgili Haberler