Ana muhalefetteki bilinç kaybı
Ana muhalefetteki bilinç kaybı
Mahir Şanlı, Vaziyet'teki ilk yazısında ana muhalefetin durumunu ve eksiklerini sıraladı.

2019 yerel seçimleri, AKP’nin ve Erdoğan’ın yenilmez olmadığını göstermesi hasebiyle, yakın tarihimiz ve dahi geleceğimiz açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu bağlamda AKP’yi iktidardan devirme hedefindeki muhalefetin odaklanması gereken şey de o dönem izlenen doğru stratejiydi. Aslında yerel seçimleri takip eden iki buçuk yıllık süre zarfında muhalefetin doğru hareket ettiğini söyleyebiliriz. Ne var ki son altı aylık periyotta tüm bu doğruların muhalefet tarafından yavaş yavaş terk edildiğine hayretle şahit olmaktayız.

2019’a değin tüm hadiselerden bir şekilde kendisine fayda sağlamayı başaran AKP’nin; gerek seçim sürecinde gerekse de sonrasında aynı çizgiyi sürdüremediğini gördük. Gündemi belirleyen, muhalefete de siyaset yapacağı sınırları çizen AKP, mağlubiyet sonrası bu avantajını kaybetmişti. Bunda sadece yaşadıkları şokun etkili olduğunu söylemek muhalefete haksızlık olur. Doğru siyaset yürütülmesi, eski alışkanlıklardan vazgeçilip günlük önemsiz polemiklerle kamuoyunu meşgul etmek yerine hükümetin yanlışlarına, yoksulluğa, yolsuzluğa odaklanılmasının neticesiydi. Bu tavır, AKP’nin o alışılageldik dominant profilinin de yavaş yavaş flulaşmasını sağlamıştı.

Bu doğru yol takip edilirken, tüm anketlerde Erdoğan’ın güvenilirliğini, AKP’nin oylarını kaybettiği net biçimde görülmekteydi. Ne var ki muhalefette, özellikle de ana muhalefette anlaşılmaz şekilde bir tavır ve söylem değişikliği başladı. “Nedir bu değişiklik?” sorusunu da havada bırakmayalım. Muhalefette, her kesimce gözlemlenen “seçim kazanıldı” rahatlığının göze çarpması bu soruya ilk cevaptır. Bunun hemen ardına da seçmende hiçbir karşılığı olmayan konuların devamlı şekilde gündeme getirilmesini ve halkın büyük çoğunluğunda rahatsızlık yaratacak söylemlerin sıklıkla tekrarlanmasını ekleyebiliriz. Bunların tamamını göz önüne aldığımızda da biraz önce övgüyle bahsettiğimiz doğru konulara odaklanma konusundan ciddi bir sapma yaşandığını söyleyebiliriz.

Verdiğimiz örneklerin hepsini açabiliriz. Hiçbiri aklımıza estiği için yazılmış, temelsiz şeyler değiller çünkü. Aksine hepsi gözlerimizin önünde cereyan eden somut gelişmeler. 

Öncelikle “seçim kazanıldı” rahatlığını açmakla başlayalım. Muhalefet milletvekillerinin TV’de ve sosyal medyada sergiledikleri tavırlar, muhalif kimlikleriyle bilinen tanınmış kişilerin söylemleri ve bunlardan daha önemli olmak üzere, ana muhalefet liderinin helalleşme hamlesi… Bunlar, ortada kazanılmış bir seçim varmışçasına sergilenmiş yersiz ve gereksiz hareketlerdi. Özellikle de “helalleşme” hamlesi...

Ortada uzun yıllardır sistematik bir şekilde yürütülen ve artık kanıksanma noktasına gelen rüşvet ve yolsuzluk çarkı duruyorken “helalleşme” söyleminden ne gibi bir kazanım hesaplanıldı, anlamak mümkün değil.  Bu ne CHP'nin kendi saflarında ne de karşı cenahta en ufak pozitif etki yaratma ihtimali dahi olmayan, son derece gereksiz bir hamleyken; ne genel başkanın ne de danışmanlarının düşünememiş olması gerçekten akıl almaz bir durum. Üstelik, uzun süredir söylem üstünlüğünü kaybeden, gündem belirleme konusunda da ciddi sıkıntı çeken iktidara bu vesileyle hiç beklemediği bir fırsat altın tepside sunulmuş oldu. Tek parti döneminden Kılıçdaroğlu’nun bürokrasi yönetiminde bulunduğu yıllara değin kendilerince hata, yanlış, eksik ve suç olarak gördükleri ne varsa tekrar gündeme taşıma fırsatı yakaladılar. Kamuoyu, anlaşılmaz şekilde günlerce CHP’li yıllar üzerinde konuşup durdu.

Bu hataya neden düşüldüğü konusuna biraz kafa yorunca, DEVA Partililerce ortaya atılan “rövanşizm” oltasına yakalanmış olma cevabı çıkıyor. Seçmende ciddi bir karşılık bulamamış, AKP eskisi olmanın ötesinde de herhangi bir vizyonunu henüz göremediğimiz, dar bir çevrenin söylemine ne diye bu kadar itibar edildi, ne diye bunun üzerine siyaset belirlendi, anlamak mümkün değil. Ruşen Çakır ve ekibinin şişirdiği “endişeli muhafazakâr” balonuna bu kadar paye vermek başlı başına bir hataydı. “Seçmende karşılığı olmayan konular”dan kastım ise Osman Kavala, Altanlar, Ilıcak gibi geçmişte iktidarla çalışmış, sonrasında ayrı düşmüş şahıslara “özgürlük” talepleridir. Bu şahıslar da mutlaka herkes gibi adil yargılanma hakkına sahiplerdir. Biz de kendileri hakkındaki fikirlerimizden bağımsız olarak bu hakkı sonuna kadar savunuyoruz ama adil yargılanma başka bir şey, kendinizi yargı yerine koyup ivedilikle özgürlüklerini talep etmek başka bir şey. Kaldı ki dediğimiz gibi Kavala’nın serbest kalmasının seçmende en ufak bir karşılığı da bulunmuyor. Siz seçmene odaklanabilir, onların teveccühünü kazandıktan sonra da vaat ettiğiniz adil yargıyı tesis edebilirsiniz.

Halkta rahatsızlık yaratan söylemlerden kastımıza gelecek olursak…

İktidarın, gerek iktisadi gerek sosyal açıdan yönetme yetisini kaybettiği aşikâr. Buna karşın, Pelikan aklı, halkı kendi saflarında tutmanın yolunu korku pompalamakta buluyor. Bu çok açık bir şekilde görülebiliyor. Halkı, yaşam biçimine müdahale edileceğiyle korkutuyor. Halkı, muhalefetin gayri milli olması hasebiyle bağımsızlığı kaybettireceğiyle korkutuyor. Bunlardan daha şiddetli olarak da muhalefetin terör örgütleriyle iltisaklı olduğu iddiasıyla korkutuyor. Tüm bunları sistematik bir şekilde yapıyor. Kitleler, bu kara propagandadan ister istemez etkileniyor.  Bu yoğun bombardımana karşın ana muhalefetin gerek HDP cenahıyla gerekse de FETÖ ile iltisaklı kimselerle içli dışlı olması, izaha muhtaç konular. Sıklıkla dile getirilen “Büyükşehirlerin örtülü HDP desteği” ile kazanılması kabulü de bu tavrı makul kılmıyor.

Farz edelim ki iddia edildiği gibi HDP örtülü bir destek verdi ve İBB bu sayede kazanıldı. Bu durum Türk milliyetçilerinin hayli önemli bir kısmını temsil eden İYİ Parti’nin sahada gösterdiği çabayı, getirdiği oyu değersiz mi kılar?  Kaldı ki İYİ Parti, milliyetçi kitlelerin partisi olmasına karşın, size karşı yapılan tüm ithamlara gözünü kapayarak, milletin bekâsı uğruna sizinle ittifak kurdu. Milliyetçi bir parti ile ittifakta yer almanızın, halk nezdinde bu iddiaları boşa düşürdüğü gerçeğini göz ardı etmemenizde fayda var. Bir tarafa kendinizi borçlu hissederken, sizinle kurumsal olarak açık seçik ittifak kuran, sahada omuz omuza çalışan ve hâli hazırda her şeye rağmen bu ittifaka sadık kalan koca bir camiayı yok saymanızın elle tutulur bir tarafı yoktur. Yakın tarihe bir göz atmanız, düz mantıkla düşündüğünüz şeylerin ne kadar yanlış olduğunu gösteren örneklerle dolu. Erdal İnönü de sizin düştüğünüz hataya düşmüş, 3+1’in her zaman 4 olacağını sanmıştı. Sonrasında yaşananlar o artının koca bir yanılsama olduğunu, büyükçe bir eksi olarak haneye ve dahi halkın belleğine kazındığını net bir şekilde göstermişti.

Son olarak yanlış noktaya odaklanma sorununu açarak yazımızı sonlandıralım. Döviz kuru meselesi, muhalefetin yanlış yere odaklandığında nasıl boşluğa düştüğünün en net örneği olarak karşımızda duruyor. Bu konuda faturayı yalnızca ana muhalefete yıkmak da haksızlık olur.  Ana muhalefetle birlikte başta İYİ Parti olmak üzere diğer tüm muhalifler de yanlış bir strateji izleyerek, belleklere kazınmak istenen “yaparsa Erdoğan yapar” algısına hizmet ettiler. Dövizdeki anormal yükseliş elbette ekonomi için ciddi tehditti ancak ekonomideki kötü gidişatı yalnızca döviz artışıyla kitlelere anlatmaya çalışmak, stratejik bir hataydı. Nihayetinde dövizi frenlemek için kullanılabilecek birçok enstrüman bulunuyor. Dövizin ateşinin kontrol altına alınması, ekonomi için dolayısıyla da vatandaşın geçimi için kalıcı bir çözüm değil.

Gün sonunda iktidar tarafından oldukça yanlış bir yol izlenerek frenlenen döviz kuru karşısında muhalefet, başı kesik bir horoza dönmekten kurtulamadı. Önceki sorunlarda da gözlemlediğimiz kriz yönetme konusundaki yetersizlik, en net ve çarpıcı biçimiyle karşımıza çıktı. İşin daha da vahimi; üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine karşın hâlâ o bilinç kaybının atlatılmamış olduğu gerçeği. Bu şuursuzluk hâlinin en sıcak örneği de Kılıçdaroğlu’nun son videosunu lüks bir otel odasında çekmiş olması. Evinin mutfağından çektiği videolara gelen eleştirilere, lüks bir otel odasından video çekerek karşılık vermesi, tuhaf bir o kadar da acıklı bir durum. Evin mutfağının alternatifi gerçekten lüks bir otel odası mıdır? Bunun orta bir noktası yok mudur?

Özetle, ana muhalefetin 2021 ortasından itibaren girdiği ruh hâli sorgulanmaya muhtaç. Bunun bizce başka sebepleri de var ama elde delil olmadan konuşmak dedikoduyu aşmayacak. O yüzden, herkesçe görünen noktalardan eleştirilerim sunmaya çalıştım.

Bu konu üzerine tekrar yazmamız kuvvetle muhtemel.

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler