Altılı Masa dağılırsa ne olur?
Altılı Masa dağılırsa ne olur?
*Bu yazı, 26.04.2022 tarihinde kaleme alındı.

Yazının başlığının cevabını baştan verelim. Hiçbir şey olmaz. Hatta bütün bir siyasi yapı rahatlar. Masaya ve buluşmalara çok fazla anlam yüklemeye gerek var mıydı? Buna her kesimin bakışı farklıdır. Fakat hâkim görüş, masaya yüklediği anlamla masayı bir kült haline getirmeye çalıştı. Masada oturanlardan sıyrılan bu “masada bir araya gelebilme” fetişi masadakilere de büyük bir sorumluluk yüklüyor. Masadan kalkanın ya da uzlaşamayanın büyük bir lince ve dışlanmaya maruz kalacağı bir tür üstü kapalı cadı avı söz konusu. Bu muhtemel av kimi korkutmalı? Kalıcı dinamiklere dayanan, iddialı, kamuoyu önünde görünür ve kendine özgü projeler hazırlayıp sunabilme kabiliyeti bulunan aktörlerin korkması için hiçbir sebep yok.

Algılar ve gerçekler arasında, Türkiye’de önemli bir mesafe kalmadı. Her şeyin birbirine girdiği bir ortamda, “algı yaratma” kavramının etkisini kaybetmesi ve gerçeklikle gerçek olduğuna inanılan arasında fark kalmaması yalnızca iktidar çevresini değil muhalefeti ve muhalefete yön vermeye çalışan dış aktörleri de etkiliyor. Kurulan masaya olağanüstü anlamlar yüklemek masanın her sorunu çözeceğine ve tarihi bir eşik olduğuna dair bir algı yarattı. Oysaki birbirinden farklı partilerin bir araya gelmesi gerçekten anlamlı ve değerli olsa da sorunların çözüleceği anlamına gelmiyor. Nitekim masayı bir çıkış noktasına değil çözüme yerleştiren abartılı yorumlar, masadan beklentilerin artmasına sebep oldu ve beklentiler gerçekleşmeyince de hayal kırıklıklarını yatıştırmaya başladı. Bundan dolayı daha önce de defalarca sorduğum bir soruyu yineleyeceğim: Masa seçimi kazanmak için mi yoksa Türkiye’yi yönetmek için mi kuruldu? Partilerin programlarına ve söylemlerine bakıldığında, masadan müşterek zeminler sağlandıktan sonra kalkılması bütün aktörler için faydalı olacak gibi duruyor. Zira henüz gerçeğine gelmeden potansiyelini gösteremeyen aktörlerle gücünü kanıtlamış ve kendini göstermiş siyasi partilerin aynı kefede, eşit mesafede değerlendirilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor.

Masanın kurucularının genel durumu

Liderler gayet ciddi bir zeminde oturduğu halde dış aktörler tarafından abartılı bir şekilde gündeme taşınan masada ciddi bir temsil ve ifade sorunu var. Masanın heyecanlandırmayan ve şüpheye düşüren yönlerinden en önemlisi, “belirsiz tövbekâr” olarak tanımlanabilecek aktörlerin daima üzerinde taşıyacakları “günahkâr” damgası. Soyut konuların ve planların somut sorunlara göre daha çok konuşulması, gece yarısı yazılan bildirilerin imzalarla kamuoyuna yavan bir şekilde sunulması, ne konuşulduğunun tam olarak bilinmemesi ve seçim hesaplarının yarattığı gerginlik kamuoyuna da yansıyor. En azından, bildirilerin soğukluğuna ve sıradanlığına karşı farklı iletişim yollarının denenmesi bir ivme katabilir. Öte yandan önemli bir potansiyel taşırken aynı zamanda masayı idare etmek durumunda kalan, kamuoyunun kendisinden en çok beklentisi olan İYİ Parti gerçeği en önemli olgu olarak göze çarpıyor. Bunların ötesinde, muhafazakâr damarı kaşırken kendisini “siyaset üstü bir ağabey” konumuna yerleştirme gayretindeki Karamollaoğlu ve hengâme arasında kendine yer edinmeye çalışan Demokrat Parti kendini gösteriyor. Masanın en kaygan noktası ise adaylık tartışmalarının partiyi yiyip bitirdiği, tövbekârları potansiyel ana muhalefete karşı bir unsur olarak destekleyen ve güçlendirmeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP örgütünün tutumu. Bir oyun kurucu iddiasıyla hareket ederken kendi adaylığı için altyapı oluşturmaya çalışan Kılıçdaroğlu’na, kamuoyunda aday olarak istenmediğini kabul ettirmek masadan çıkacak en güzel iş olur.

Masadan kalkma yolları

Masadan kalkmak zor mudur? Siyasi üslup ve nezaket ile kutuplaştırmaya bir panzehir algısıyla gündeme getirilen “birliktelik” savunucuları bakımından zordur. Masadan kalkanın dışlanacağı ve sürekli lince maruz kalacağı bir gerçek. Fakat meselenin öteki boyutunu da düşünmek gerekiyor. Aktörlere tek tek bakıldığında, en avantajlı ve yükselmeye en müsait partinin İYİ Parti olduğu rahatlıkla söylenebilir. Son zamanlarda yükselen “aşırı uç” söylemlerden bağımsız olarak, İYİ Parti’nin genişleme havzası diğer tüm aktörlerden daha fazla. 2018’de Abdullah Gül’ün adaylığını engelleyen, yerel seçimlerin kazanılmasında önemli bir rol oynayarak kendini gösteren ve önümüzdeki seçimlerde de cumhurbaşkanlığı adaylığından feragat edip, kendisine benzemeyen aktörlerle bir araya gelen ve her iki ittifak aktörlerinin baskısı altında kalan İYİ Parti’nin bu süreçten güçlenerek çıkması ciddi bir potansiyel vaat ediyor. Öte yandan “merkeze konumlanma” söylemine artık gerek kalmadığının da kabul edilmesi gerekiyor. Yoğunluğu MHP çıkışlı bir yapının bugün İstanbul Sözleşmesi’ni savunabilmesi, derin yoksulluğu konuşabilmesi, kendi dinamiklerinde olmayan hatta tam karşısında olan olguları değerlendirip sindirebilmesi partiyle birlikte kitlesinin de merkeze oturabildiğini gösteriyor. Ümit Özlale, Bilge Yılmaz, Erhan Usta gibi ekonomi kurmaylarıyla masanın ekonomi alanında en göze çarpan ve potansiyeli yüksek kadrosunun da İYİ Parti’de olduğu bir gerçek. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ekonomideki pozitif imajı, ancak Ahmet Davutoğlu’nun dış politikadaki pozitif imajına eştir. Yalnızca söylemlerine bakılarak bu partilerin “merkez” olduğunu iddia etmek de doğru bir yorum değil. Kadrosunun belirsizliği, politikalarının “yokluğu”, söylemlerinin toplumun büyük kesimi tarafından güvenilmez bulunuşuna karşı bu partilerin “merkezde” olduğunu iddia etmek gerçekçi durmuyor. Ayrıca İYİ Parti her gündeme geldiğinde “merkez” tartışmalarını çıkarmak bu açıdan art niyetli veya en iyi ihtimalle tek düze yorumlar olarak göze çarpıyor. İktidara yakın medya kanallarının yanı sıra muhalefetin medya düzeni ve kamuoyundaki belli yorumlar da göz önüne alındığında, İYİ Parti’nin yalnızca iktidar tarafından değil muhalefetin belli unsurları tarafından da bir tehdit olarak algılandığı anlaşılıyor.

Böyle bir ortamda İYİ Parti de dâhil olmak üzere herkes masadan kalkabilir. Masadan kalkmak ayıp ya da kötü bir şey de değildir. Oturulan masayı kutsal bir bağlam haline getirip, birlikteliğin her sorunu çözdüğünü iddia eden tekdüze yorumların Macaristan’da yaşadığı ağır hezimet, muhalefete yön vermeye çalışan kesimlerin alması gereken bir mesaj. Müşterek zeminde buluşulduğu, parlamenter sisteme dönüş için bir mutabakat sağlandığı ve seçim güvenliğinin de hep birlikte sağlanacağı bir gerçek. Aday masadan çıkacak, bu da bir gerçek. Fakat masaya daha fazla anlam yükleyip, seçim döneminde partilerin kendilerini ifade etmesi ve kendileri için oy istemesinin karşısında durup, masayı öne sürmek adil bir tavır olmayacaktır. Tıpkı potansiyeli belirsiz partilerle kendini göstermiş ve masanın kurucusu olabilmiş partileri bir tutmak gibi bu da adil değil. İttifak içi rekabet anlaşılabilir bir şey fakat ittifaka dâhil olmayan partileri ittifak içinde bir koz olarak kullanmak da sürekli bahsedilen siyasi etiğe ve ahlâka uygun bir politika mı? İnsanlar geminin limana getirilip getirilemeyeceğini görmek istiyor, nasıl getirileceğini değil. Gemiyi limana götürmeye odaklanmış da tek bir parti öne çıkıyor. Kalan bütün söylemler başarısız iletişim çalışmalarına, adaylık heveslerine ve hak edilmeyen bir kibre işaret ediyor.

Etiketler
Genel Yayın Yönetmeni
İlgili Haberler