Altı ayaklı masa
Altı ayaklı masa
Vaziyet yazarı Mahir Şanlı, altı muhalefet partisinin liderlerinin bir araya geldiği masayı yorumladı.

Önceki gün altı parti lideri bir araya gelerek, ortak bir metin yayınladılar. Soyut vaatler dışında metinde halkın acil sorunlarını ilgilendiren hemen hiçbir şey yoktu. Birçok kişiye göre büyük bir umut ışığı yakan o fotoğraf bende tam aksine hayâl kırıklığı yarattı. Tabii ki bu hayal kırıklığını gerekçelendireceğim ancak girişte bir konunun altını çizmeden geçmek istemiyorum. O da muhalefetin birbirine taban tabana zıt olan iki tavrı… Kimi söylemlerine bakınca özgüven patlaması yaşadığını, seçim zaferini cepte gördüğünü, kimi söylemlerindeyse tam tersine; aşırı özgüvensiz ve seçime yönelik en ufak umut taşımadıklarını görüyoruz. Oysa rasyonellik bu ikisine de mesafeli kalmayı, halkın şikâyet ve taleplerine kulak vererek hareket etmeyi emrediyor.

Birçok kişinin umutlarını yeşerten fotoğraf, beni neden hayâl kırıklığına uğrattı, onu açayım. Birincisi ve bence en önemlisi; çok bileşenli böyle bir fotoğrafın halkın gözünde bir güven sorunu yaratacağı endişesi... Güven, öyle basitçe geçiştirilecek bir mesele de değildir. AKP’nin, yirmi yıl boyunca yaptığı tüm yanlışlara, ortak olduğu tüm suçlara karşın iktidarda kalmasının yegâne sebebi, muhalefetin alternatif olma konusunda halka güven vermeyişidir. Yoksa hangi parti, hangi lider, açılım adı altında sokakları, kampüsleri terör örgütüne terk ettiği, Apo’nun mektubunu meydanlarda okuttuğu, PKK militanlarını Habur’dan davullu zurnalı törenle aldığı, FETÖ’ye ne istediyse verdiği; üstüne üstlük ülkeyi de on milyon düzensiz göçmenle doldurduğu hâlde iktidarda kalmayı sürdürebilirdi? Bakın daha ekonomik krize, yolsuzluğa, çevre talanına, eğitimdeki garabete, kumpas davalarına, nepotizme, özelleştirmelerde ve ihalelerde yapılan usulsüzlüklere gelmedik bile… Bu saydıklarımızdan herhangi biri bile bir partinin iktidarı kaybetmesine yeter de artar. Fakat AKP kaybetmedi. Kaybetmemesi, halkın alternatiflerde umut ışığı görmediğinin en bâriz ispatıdır. “Bunların ne olduğunu en azından biliyoruz” diyerek kötü de olsa bildiğinde ısrar etmesidir mesele. Bu sebeple halkı suçlamak da işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değildir. Ona bu yirmi yıllık süreçte, ikna edecek argümanlar sunamayan tüm partiler, tüm muhalifler suçludur. Bu ışığı yakmamış olmak o kadar derin bir umutsuzluk yarattı ki; ilk yıllarında herkesin şüpheyle yaklaştığı, ajitasyon dışında pek bir özelliğe sahip olmayan Erdoğan, halkın büyük bir bölümü için zamanla bir lider kültüne dönüştü.

Yani özetle halkta güven duygusunun tesisi, iktidar talipleri için olmazsa olmazdır.

Peki o fotoğrafa bakınca söz konusu güveninhalkta oluşacağına dair bir ışık var mıydı? Ben göremedim. Her şeyden önce, yirmi yıldır aralıksız kara propaganda ile yaratılan bir “koaliasyonlar dönemi” canavarının yok sayıldığını gördüm ben. Halkın bilinçaltına yerleştirilmiş bu korkuyu tetiklercesine, altı partili bir yapıyla “Biz iktidara talibiz!” demek en hafif tabirle büyük saflıktır. Hele ki son iki yıldır ısrarla altı çizilen “Gidecekler, biz yöneteceğiz” iddiasının da altını boşaltmaktadır. Kendinden emin nutuklar atılır, meydanlar okunurken, AKP eskisi iki partinin esâmesi okunmuyordu. Ne değişti de birden onlarsız yola çıkılamayacağı anlaşıldı? Ne oldu da “Biz çözeriz”den “Ekonomiyi Babacan’a emanet edeceğiz” noktasına gelindi? Biri çıkıp bunu hepimize izah etmesi gerekir.

Bu fotoğrafa sonradan eklenen iki AKP eskisi parti bizleri rahatsız etmiştir. Rahatsızlığımız da öyle muhalif şımarıklığından değildir. Biz kim miyiz? Biz muhalefete rağmen muhalefetin 2023’ten zaferle ayrılmasını isteyen kimseleriz.

DEVA ile başlayalım. Babacan, ekonomide bugün yaşanan tüm olumsuzlukların bizzat sorumlusudur. Yok öyle “Ben her şeyi doğru yapıyordum da ben ayrıldıktan sonra bozdu bunlar!” deyip sorumluluktan sıyrılmak. Özelleştirmeleri bizzat sen yönettin, dış borç senin döneminde 3 kat yükseldi, bankalar ve borsa senin zamanında yabancı sermayenin kontrolüne geçti. Mirasyedi gibi özelleştirmeden elde edilen paranın, dış borçla ülkeye sokulan milyarlarca doların betona yatırılmasından da sen sorumlusun! Bu sebeple de bugün yaşanan tıkanıklığın, krizin, yokluğun, yoksulluğun elbette baş sorumlusu sensin. Hele o taktığın demokrat maskesi yok mu? Asıl komik olan da o… 2002’den hemen önce de bir başkası böyle liberal pozlar kesiyor, ülkeyi özgürlükler ülkesine döndüreceği masallarını anlatıyordu. Gezi Parkı’nda da duruşun belliydi, Ergenekon’da da… Fettullahçıların devleti ele geçirdiği dönemde de belliydi tavrın, Açılım Süreci’nde de… Her kritik dönemeçte AKP’nin ve Cemaatin yanında durdun sen! Bir anda büründüğün liberal ceketi sana epey bol geliyor, bilesin.

Peki ya sen! Serok Ahmet!  Sende hiç mi ar, hiç mi utanma yok? Olsa çünkü önce çıkar halktan, tüm yaşattıkların için özür dilerdin. “Ben sizi, Neo İslamcı hülyalarımın peşine düşerek perişan ettim. Mezhepçi politikalar güderek, Arap coğrafyasındaki yangına benzin döktüm. Ülkemi âdeta bir göçmen istilasına kurban ettim. Affedin!” derdin. Heyhat! Sanki sütten çıkmış ak kaşık! Bir de ittifâka yön tayin ediyor, isim öneriyor, fotoğrafta yer seçiyor! Bu ne cüret? Bu ne şımarıklık? Yahu sen daha iki seçim arasında patlayan bombaların, yaratılan korkuyla alınan +%8 oyun günahını çıkarmadın! Nasıl böyle pişkin pişkin poz verebilirsin?

Sevgili Millet İttifakı; bizim ampulsüz AKP’lere ihtiyacımız yok! Bizim, enkaz yığınına dönmüş demokratik hukuk devletini, çökmüş ekonomiyi, gençlerimizin yıkılmış hayallerini tesis edecek yeni bir iktidara ihtiyacımız var. Bu yıkımda bizzat balyoz sallamış insanlarla, bu tesis mümkün değildir. Bunu görmeniz, anlamanız gerekiyor. Cumhuriyet Bayramı’nda yapılan danstan “rövanşizm” türeten, her meselede “Endişeli Muhafazakâr” söylemiyle tarikatların mevzilerine sahip çıkan insanlarla toplumsal barışı inşa etmek mümkün müdür?

Sürekli aynı konuları konuşmaktan, yazmaktan yorulduk artık. Öyle ki Shakespeare’nin Julius Caesar oyunundaki Marcus Antonius gibi “Dostlar, Romalılar, yurttaşlar (…) Beni dinleyin!” diye bağırarak sokakta dolaşmama ramak kaldı. Yaptığınız doğrulardan neden vazgeçtiniz? Neden macera arıyor, doğru işleyen çarkları bozuyorsunuz? Yapmanız gereken şey tekrar halkın sorunlarına odaklanmak, o sorunları çözeceğinize dair somut deliller ortaya koymak ve bunu halka net bir biçimde anlatmak. Sizden imkânsızı istemiyoruz. Birçok hatanıza, kusurunuza göz yumuyoruz. Çünkü ülkenin AKP’yle uyandığı her günün zararı telafi edilemez noktaya taşıdığını görüyoruz. Ama bizden de sadece tabelasını değiştirdiği için AKP’lilere oy vermemizi de beklemeyin. Bunu hazmedecek kadar geniş bir mideye sahip değiliz.

Etiketler
Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar
İlgili Haberler